İşçilerin Vatanı Var Mı?

Marx ve Engels’in bahsettiği işçilerin vatanı yoktur kavramını çarpıtmak bunu yapana hiçbir şey kazandırmaz. Birinci dünya savaşında işçilerin Avrupa’da emperyalist anavatanları için çarpışmak için nedeni yoktu. Ama ikinci dünya savaşında Hitlere karşı savaşmak için oldukça fazla nedenleri vardı.  Mesela Sovyetler Birliğinin ve kendi ülkelerinin açıkça sömürge haline getirilmesine karşı savaşmaları gayet meşruydu. Zaten dünyanın her yerinde yerel faşistler işgalci faşistler ile kaynaşıp paramiliter çeteler kurmuşken işçilerin siyasal temsilinin kendisi olan Komünist Partiler partizan ve halk savaşlarına başlamışlardı. Üstelik bunu kendi ülkelerinin tüm yurtseverleri ile birlikte yürütmüşlerdi. Çin’de Milliyetçi ve Komünistler birlikte savaştılar, Yunanistan, Balkanlar, Doğu Avrupa’da yurtsever olan herkes komünist olsun olmasın Hitler faşizmine ve müttefiklerine karşı vatanlarını kurtarmak için tüm ileri işçilerin kurduğu kurtuluş örgütlerinin altında çarpıştılar.

Yine yakın dönemde ABD’nin işgaline uğrayan Vietnam işçileri, köylüleri için vatan kavramının önemi oldukça fazlaydı. Ama Amerikan işçilerinin ABD emperyalist bir güç olduğu için Vietnam’da hiçbir çıkarları bulunmuyordu. Aksine bu savaşa karşı olmaları beklenirdi. Zaten emperyalist bir ülkenin sınıf bilinçli işçilerini dünyanın diğer işçileri ile bir bütün yapacak olan budur. Emperyalistlerin başka işçilerin vatanlarına saldırılarını kınamak, neoliberal politikalarını hedefe koymak, buna çomak sokmak bugün emperyalist ülkelerdeki işçilerin başlıca ödevleridir. Yine bu tarz geri bıraktırılmış ülkelerde ise devrimcilik aynı zamanda emperyalizmin getirisi olan ahlaksız sömürüye karşı olabildiğince yurtseverce direnmek, tüm halk kitlelerini bu yurtseverliğin etrafında emperyalizme karşı birleştirmekten geçer.

Her durum, her koşul, her olay kendine has bir yoruma sahiptir. Eşitsiz gelişmeler dünyasında olgular her yerde aynı formülü içeren tarzda hazır kalıplarla açıklanamaz. Marksizm bir tekkecilik öğretisi değildir ve hiçbir şey tekkelerde olduğu gibi dogmalarla; hazır kalıplarla açıklanamaz.

Marksizmin yaşayan diyalektik özü insana özgürce ve materyalistçe düşünmeyi öğretir. İnsanı ütopyalardan ayıran gerçekle buluşturan düşünme tarzı budur. Bugün ABD Emperyalizminin başını çektiği globalleşmeye karşı ulusal korumacılıktan bahsetmek, emperyalist kozmopolitizmin uzantısı ve işbirlikçisi olan sınıf ve kesimleri açığa çıkartmak, emekçileri üzerinde yaşadıkları toprakların gerçek sahipleri olduğunu vurgulamak devrimciliğin gereğidir.

Bunu yaparken başka ülkelerin işçileri ile temaslar kurmak, başka ülkelerin işçilerin örgütlüğünden yararlanmak, onlara deneyimler aktarmak ise enternasyonalizmin bir gereğidir. Kavramları acelecilik ve hazırcılıkla ele almaksızın tüm halkın düşünce kaygılarını, sorunlarını içeren politikaları sağlam ekonomik, sınıfsal, toplumsal zemine oturtarak çözümler üretmek, çözümün içinden öncülüğünü göstermek devrimciliğin özüdür.

Vatan, henüz işçilerin ve köylülerin egemenliğinde olmasa bile sömürü ilişkilerinden kopartılıp baştan yaratılacaktır. Bunun için de bastığı toprakların sorumluluğunu hisseden sosyalistler gerçekliği çağımızın gereğidir.  Aksi halde emperyalizme karşı mücadele için nedenler üretmek de anlamlı olmayacaktır. Bugünkü yetersizlik ve tasfiyeci anlayışların neden olduğu gibi ülke gençliği çareler üretmek ve yaratmak yerine Avrupa Birliği ve ABD gibi emperyalist ülkelere göç etmeyi düşünecektir.

Devrimcilik bir umut ve yeniliği içerir. Onun düzenden yarattığı kopuşu insanca yaşamaya dairdir. Ortaçağdan kalma çaresizliğe karşı çare üretmek; kendi kaderini eline alan insanı öne çıkartmaktır.  Bugün işçilerin vatanı vardır, işçiler kendi vatanlarının egemenliğini burjuvaziden almak için politik mücadele yürütmektedirler. Ama aynı zamanda tüm dünyanın işçilerinin birbirlerine karşı sorumlulukları ve müşterek mücadele yürütme, birbirinden öğrenme, birbiri ile hareket etme sorumluluğu da vardır.

Dünyanın tüm işçileri emperyalizme ve kapitalizme karşı benzer çelişkilere sahiptir. İşçi sınıfını kuvvetli ve belirleyici yapan hem vatan üzerindeki sorumluluklar hem de dünyadaki diğer işçiler ile kurulan somut gerçek bağlar, ortak politikalar etrafında birleşme, tartışabilme yeteneğidir. Dünyada üçüncü enternasyonele, Sovyetlere varıncaya kadar olan süreçlerde her ülkenin öncülerinin birbirleri ile sürekli temas halinde oldukları görülüyor. Bu da elbette devrimin temel motor gücü, devrimcinin enternasyonel dayanışmaya olan inancı manasına da geliyor. Bugün sıkı bir yurtseverlik bilinciyle birlikte yeni bir enternasyonele ihtiyaç var. Böyle birliklerin inşa edilmesi neoliberal – kozmpolitist hengameye karşı net ve çelik disiplinli Leninist organizasyonlarla çıkabilme manasına da geliyor. Gelen tüm etkileri devrimci bir çelişkiye dönüştürecek esas şey partidir ve partiyle birlikte partinin kök saldığı iç ve dış bağlantılardır. Birbirinden kopuk, birbiri ile çelişen, birbirine rağmen işleyen politik kaosu aşalım, dünya proletaryasına ve yurdumuzdaki proletaryaya sağlam bir devrimci perspektif verelim. Ama önce kendi hata ve zaaflarımızı aşalım.

 

Emre Kabartaş 

19.04.2022

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: