Neo-Liberal Sol ve Emperyalizm Adına Ulusal Tasfiyecilik Çizgisi

 

Neo-liberalizm, insanın insani özünden yoksun bırakılmasına dayanır. İnsanı insani özünden yoksun bırakmak ise emperyalizme dairdir. Emperyalizmin hedefinde bugün ulusal yapı vardır. Neo-liberalizmin temsilcileri o ulusal yapıyı parçalamakla güdümlendirilmiştir.

İnsanı toplumsal birliğinden, tarihinden kopartan bir kum tanesine çevirerek tüm toplumu yalnızlaştıran, yalnızlaştırarak ilerleyen neo-liberalizm kuşkusuz karşı devrime dairdir. Buna direnenler olduğu gibi bu özden uzaklaşan, bu öze sırt çeviren, dayanışma yerine neo-liberalizmin tasfiyeciliğine, gerileticiliğine sarılanlar da olmuştur.

Neo-liberalizm bugün tüm ideolojik unsurlarıyla milliliği aşağılamakta, ulusal ekonomiyi tasfiye eden gericiliğin aracı haline dönüşmekte ve aşağıdaki ezilen sınıfların birbirleri ile dayanışmasını engellemektedir. Bugün neo-liberalizm milli burjuvaziden, küçük burjuvaziye, proletaryadan köylülüğe kadar her kesimi siyasal, toplumsal birlik ve mücadelesinden alıkoymakta ve herkese birden taarruz eden bir geriliği içimize doğru hançer misali saplamaktadır.

Bugün globalizm çağımızın gerçekliğidir. Ama aynı zamanda çok kutuplu hale gelmeye başlayan dünya da çağımızın gerçeğidir. Vladimir İlyiç Lenin’in emperyalizm hakkında söylediği her şey kendisini defalarca doğrulamakta, emperyalizm tek kutuplu bir dünyayı yaratamamakta, emperyalistler ülkeler ve dayandıkları büyük kapitalistler arasında kesin bir uzlaşı, birlik asla kurulamamakta, kapitalizm kendi iç çelişkileriyle giderek büyüyen bir krizin ortasında insanlığın huzurunu kaçıran bir çok hadiseyi kendi iç dinamiğiyle yaratmaktadır.

Özellikle 1980’den sonra Türkiye’de ABD’nin gücünün artması, 1990’da Sovyet Revizyonizminin çözülmesi Türkiye solunda büyük gerici dönüşümlere, kitleler ile bağları kopartmaya, milli tarihe dair ne varsa hesaplaşarak yaşayabilmeye dayandırılmış vaziyettedir. Bugün neo-liberal solcular Avrupa Birliği ve ABD’nin en gerici kesimlerinin; geçmiş İtilaf Devletlerinin tarihsel tezlerine, Taşnaksütyun’a veya Venizelos’a kadar tarihlerini geriletecek ruh haline ve yabancılaşmaya kadar kendilerini ideolojik tasfiye olarak geriye götürmüşlerdir. Türk Kurtuluş Hareketine ve Bolşeviklere karşı kim savaşmış, ona karşı gelişim göstermişse ne yazık ki kendilerine Marksist diyenler için onlar bir idol haline gelmeye başlamıştır.

Ancak bu kendiliğinden olan bir şey değildir. Kapitalizmin en ileri formu olan emperyalizmin Türkiye’deki içselliğinin de bir karşılığıdır. Tüm yenilgilerden gelen tasfiyeci ve ulusa karşı yıkıcı düşünceler aslında önce politik melankolinin sonra da ABD ve İngiltere’de başlayıp 1980 darbesi ile Türkiye’de kök salan neo-liberal sömürü ilişkilerinin, Sovyetler sonrası dünya ve ülke solundaki kapitalist gelişmeye karşı duyduğu bezginliğin ve küskünlüğün bir ifadesidir de.

Doğru devrimci teoriyle, Marksizm’in dayandığı diyalektik materyalist öğretinin gücüyle teori yaratamamanın, köhnemiş programların ısrarcılığını yapan anlayışların, sol maceracıların, eksenini sadece ekonomizmin getirileri olan ilişkilere göre daraltanların, tarihe ve topluma ideolojik bakışta doğru tahliller yaratamayanların sığındığı liman bugün neo-liberal tasfiyeceliğin kanatlarıdır.

Bir çok sağcı liberal ile aynı şeyleri söyleyen, aynı davaları güden, aynı bloklarda birleşen, geçmişin devrimci değerleri üzerinde pineklemiş ama o değerleri yaratan tarihle bağı kopmuş, kopuştan bahseden ama koptuğu yerden kök salamayan bu kısır döngü parçalanmaya, parçalatmaya, insanı ve toplumu özünden kopartarak emperyalizmin ilerleyişine yol açmaya dairdir.

Bugün tarihi liberalce yorumlayan, Avrupa ve Amerika karşısında baş eğen, ulusal kahramanlıklar tarihini reddeden, kitlelerin düşüncelerini hiç umursamadan batı ile uzlaşı içindeki ayrılıkçı küçük burjuva milliyetçilerine göre konum alan sözde sosyalistlerin en büyük dostu eski açılımcı AKP’lilerden başkası değildir.

Birebir aynı sözleri sağ ve sol kulvardan söyleyerek ilerlemeye çaba gösteren, toplumu çeşitli yollardan kimliksizleştiren ama bir yandan da onlarca kimlikle ilerleyen, kimlikleri kullanıp atan, kimliksizleşmeye dair olan bu anlayışlar son kertede kendi bütünlüğünü hiç bozmayan, bu uğurda Ukrayna’ya, Güney Kore’ye, İsrail’e, Ypg’ye ve daha bir çok muhtelif bölge ve kesime tonlarca silah gönderen Anglo Sakson emperyalistlerinin dünya hegemonyasına hizmet etmektedir.

Neo-liberalizm bugün kendisini globalizme başka bir deyişle özünde Anglo Sakson milliyetçiliği ve dünya hakimiyeti olan kozmopolitanizme dayandırmaktadır. Onun toplumu un ufak eden, emperyalizme karşı vatanseverlik, halkçılık, ulusal ekonomi ve birlik gibi konularda tasfiyeciliği yükselten tüm anlayışların çekirdeğini oluşturduğunu söylemek mümkündür.

Bugün Türkiye’de neo-liberalizm üç ana koldan ilerlemektedir:

  1.  Ulusal Tarihi tasfiye etmek, ulusal birliği bozmak, ulusun emperyalizme karşı bilinçlenmesini engellemek,
  2. Neoliberal çürümeyi bireyleri toplumsal yalnızlığın içine iterek daim kılma, tekelleri sınıf direncinden uzaklaştırma, tekellerin ekonomik ilerleyişini dokunulamaz kılmak
  3.  Halka ve devrime dair ne varsa ona karşıt olanın özgürlüğü isteme, emperyalizmin içselleşme pratiğini derinleştirme, ona karşı mücadele edenleri yalnızlaştırma ve dağıtma

 

Neo-liberal anlayış gerek sağdan gerekse de soldan yoğun tasfiyecilik ve çürümenin desteklenmesi, kitlelerin birbirlerine yabancılaştırılması, insanların tek tek kapitalizmle tanımlı tüketici bireyler haline getirilerek tüketimden başka hiçbir şeye dayandırılamaz, barkotlu insanı yaratmak ve her türlü köleliğe, köleleştirmeye karşı dirençsiz ve edilgen kılmaktır. Neo-liberalizm, tekellerin halka karşı mücadelesinin parçasıdır.  Emperyalizmin içselleşmesi aynı zamanda halkın nasıl sömürüleceğiyle ilgilidir ve sömürünün ekonomik olduğu kadar ideolojik ve politik bir yönü vardır ki; ulusal onur ve şerefi olan ulusları sömürmek, onların toplumsal direncini kırmak çok zordur. İşte neo-liberal sol ve sağ en önce bunu hedefine oturtur. Psikolojik harp çarkları bunun için dönmeye başlar. Toplum kum tanesi gibi öğütülmek, birbirinden kopartılmak istenir.

Tarih sınıfların mücadelesinin tarihiyse aynı zamanda ondan hiç de kopuk olmayan ezilen ülkelerin emperyalizme karşı direncinin ve mücadelesinin de tarihidir. Tarih aynı zamanda devrimci sıçramaların ve ulusal birlik duygusuyla düşmanlara karşı mücadele etmenin de tarihidir. Ulusal yapıyı parçalamanın; dahası ulusal bayrağı onu hiç de savunmayan işbirlikçi burjuvazinin, neo-liberal ideolojiyi içimizde yayan emperyalizmin ortaklarına bırakmak devrimciliğin değil karşı devrimciliğin, sol maceracılığın hattı da demektir. Çünkü ulusu parçalayan, onu hengamenin ortasında kimliksiz, tarihsiz ve dirençsiz bırakan emperyalizme karşı sınıfsal ve siyasal mücadelenin yolu birlik olmaktan geçer. Neo-liberalizm bu birliği küçümsemeye, ondan kopup köksüz kalmaya ve bırakmaya dairdir. Dahası bütün bunlar aynı zamanda burjuvazinin kitleler üzerinde kitlelerin boşlukta kalan duygularını fark etmesiyle kriz anlarında onun etkisini arttırmasının da yolunu açar.

Bugün Tehliryan, Eleni Çavuş gibi ne idüğü belirsizleri savunan, bunları kahraman yapmaya çalışan anlayışların tümü neo-liberalizme dairdir. Çünkü kurtuluş savaşını reddetmekte, içinde bulundukları milletin karşısına Sevr masalarından çıkmaktadırlar. Bunların hiçbirisi halkın savunacağı olgular olmadığı gibi bunu yapanlar da sadece Avrupa Birliğinde sığınma ve onlardan para alma hallerinin bedelini ödemekte, halka ihanet etmektedirler. Böyle köksüz kişiler, örgütler ve provokatörler sadece karşı devrimin casuslarıdırlar. Çünkü hem kitleleri soldan, sosyalizmden uzaklaştırmaktadırlar hem de başını Amerika’nın çektiği Globalist bloğun içimizdeki sol temsilcisi olduklarını meydan okumalarıyla belli etmektedirler.

Kurtuluş Savaşıyla, Türk devriminin batıya karşı tarihsel gelişimiyle kavga eden, milleti karşısına alan, emperyalizmin safına geçenler proletarya sosyalisti olamazlar. Dahası Lenin ve Mustafa Kemal’i karşısına almış Pontusçularla, Taşnakçılarla iş tutanlar, kendi halklarına nefret kusanlar, ona karşı ihanet çizgisini büyütenler emperyalistlerin en sadık hizmetçileridirler. Neo-liberal sol bugün ekmeğini yediği yerin kılıcını sallamaktadır. Aynen örnek aldıkları Taşnakçılar, Pontusçular gibi İtilaf Emperyalistlerinin safındadırlar.

Biz ise halkın kılıcını sallıyoruz ve onun çiğnenen ulusal onurunun, hayalini kurduğu tam bağımsızlığın, zenginliklerle dolu bir ülkenin düşü adına mücadele ediyoruz. Takip ettiğimiz hat tam  bağımsız Türkiye’nin hattıdır. Yoksulluğu, yalnızlığı, sömürü ve çürümeyi değil şanlı bir zenginliği, toplumsal işbirliğini, proletarya hümanizmini ve aydınlığı halkımıza layık görüyoruz.

 

-Emre Kabartaş 

27.04.2022

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: