Ukrayna’da “Tanya” Adı İle Bilinen Sovyet Kahramanı Zoya Kosmodemyanskaya’nın Heykeli Yıkıldı

22 Nisan günü Ukraynalı Neonazi grubunun Çernigiv’de bulunan Zoya Kosmodemyanskaya(Tanya) heykelini devirdiği görüntüler büyük tepki topladı.Peki o heykel oraya neden dikilmişti? Neyi temsil ediyor? Zoya’ya neden “Tanya” deniyor? Nazım Hikmet’in Tanya’ya yazdığı şiir ne?

                    Tanya heykelinin yıkılma görüntüsü

Peki asıl adı Zoya Anatolyevna Kosmodemyanskaya olan Tanya, Neonazi çetelerini neden rahatsız etti? Ona neden Tanya deniyor? Nazım Hikmet onun hakkında hangi şiiri yazdı? 27 Şubat 1942’de SBKP’nin merkezi yayın organı Pravda’da yayınlanan bir haber, Alman işgalinin ilk aylarının şokunu hala üzerinden atamamış Sovyetler Birliği’nde infial yarattı. Habere eşlik eden fotoğrafta, çocuk yaşta genç bir kadının parçalara ayrılmış, yarı çıplak, karlar üzerinde yatan cesedi resmediliyordu.

İncecik boynuna dolanmış ip, idam edildiğinin kanıtıydı. İlerleyen günlerde onbinlerce Sovyet vatandaşı, genç kadının intikamını almak için gönüllü olarak askere yazılacaktı. Genç kadının kimliği, aylar sonra Zoya Anatolyevna Kosmodemyanskaya olarak açıklandı. Moskovalı Zoya, sadece 18 yaşındaydı…

Zoya, 1923 yılında Rusya’nın Tambov Oblastı’ndaki Ossino-Gai köyünde doğdu. Annesi Lyubov bir öğretmen, babası Anatol bir kütüphaneciydi.

Aile 1929 civarında Ossino-Gai’den ayrıldı ve Sibirya’ya, Yenisey’deki Şitkino köyüne yerleşti. Çok geçmeden Moskova’da yaşayan kardeşleri annelerini başkente taşınmaya ikna etti. Anne ve babaları büyük kentte bir geçim kaynağı ararken, çocuklar yaklaşık bir yıl boyunca büyükanne ve büyükbabalarıyla köyde kaldılar.

Zoya 1938’de Komünist Gençlik Derneği Komsomol’a katıldı. Çalışkandı ve erkek kardeşinin aksine oldukça hırslıydı. Ekim 1941’de, halen Moskova’da bir lise öğrencisi iken, bir partizan birimi için gönüllü oldu. Onu vazgeçirmeye çalışan annesine “Düşman çok yakın olduğunda ne yapabiliriz? Onlar buraya gelirse yaşamıma devam etmek mümkün olmaz.” şeklinde yanıtladı.

Komsomol Kimlik Kartı

Zoya’nın partizan birimi olan 9903’e (Batı Cephesi Kurmayı) atandı. Ekim 1941’de birliğine katıldı ve bin kişiden sadece yarısı savaştan sağ çıktı. Naro-Fominsk yakınlarındaki Obukhovo köyünde diğer partizanlarla cepheye geçti ve Almanlar tarafından işgal edilen topraklara girdiler. 27 Kasım 1941 tarihinde bir Alman süvari alayının konuşlu olduğu Petrischevo köyünü yakmak için bir emir aldı.

Petrischevo köyünde Zoya, at ahırları ve evleri ateşe vermeyi başardı. Ancak, bir Rus işbirlikçisi onu fark etti ve Alman askerlerine bildirdi. Bu olaydan sonra Almanlar Zoya’yı yakaladı. Tutuklandıktan sonra Kosmodemyanskaya soyuldu, dövüldü, tecavüze uğradı, sorgulandı, 200 kırbaçla işkence gördü ve vücudu yakıldı ancak herhangi bir bilgi vermeyi reddetti.

Ertesi sabah, boynunda Rusça ve Almanca “Evlerin kundakçısı”‘ yazan bir tahta ile köyün merkezine doğru yürütüldü ve asıldı.

                                             Zoya’nın İdamı

Asılarak infaz edilmeden önce son sözleri şöyle oldu:

“Hey, yoldaşlar! Neden bu kadar üzgün görünüyorsunuz. Cesur ol, savaş, Almanları yen, yak, onları yok et! Ölmekten korkmuyorum yoldaşlar. İnsanlar için ölmek mutluluktur!”

“Siz şimdi beni asıyorsunuz ama yalnız değilim. Biz iki yüz milyon insanız. Hepimizi asamazsınız. İntikamımı alacaklar.”

“Elveda yoldaşlar! Savaşın, korkmayın! Stalin bizimle! Stalin gelecek!”

16 Şubat 1942’de Zoya, “Büyük Anayurt Savaşı” sırasında “Sovyetler Birliği Kahramanı” unvanı ile onurlandırılan ilk kadın oldu. Aynı yıl, Sovyet şairi Margarita Aliger “Zoya” başlıklı uzun bir şiir yayımladı. 1943’te kendisine adanmış bir kısa opera ve bir bale yazıldı. 1944’te gösterime giren uzun metrajlı “Zoya” filminin müziklerini ise Dimitri Şostakoviç besteliyordu. Ülkenin dört bir yanından ve yurtdışından gelen mektuplarda onbinlerce kişi Zoya’nın annesine Alman faşizmini yerle bir etmek için ellerinden geleni yapacakları sözünü veriyordu. Anısına yüzlerce anıt dikildi, Sovyetler Birliği’nde yüzlerce caddeye ve okul binasına ismini verdi.

Nazım Hikmet’in Zoya Hakkındaki Şiiri 

Tanya’nın ardından şiir yazanlardan biri de büyük Türk şair Nazım Hikmet’ti. Büyük şair, Tanya’nın ardından şu şiiri yazdı:

Tanya,

Bursa Cezaevi’nde karşımda resmin.

Bursa Cezaevi’nde.

Belki duymamışındır bile Bursa’nın adını.

Bursa’m yeşil ve yumuşak bir memlekettir.

Bursa Cezaevi’nde karşımda resmin.

Sene 1941 değil artık

sene 1945.

Moskova kapılarında değil artık

Berlin kapılarında dövüşüyor seninkiler,

bizimkiler,

bütün namuslu dünyanınkiler.

Tanya,

senin memleketini sevdiğin kadar

ben de seviyorum memleketimi,

Seni astılar memleketini sevdiğin için,

ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim.

Ama ben yaşıyorum,

ama sen öldün.

Sen çoktan dünyada yoksun,

zaten ne kadar az kaldın orda :

on sekiz senecik.

Doyamadın güneşin sıcaklığına bile.

Tanya,

sen asılan partizan,

ben hapiste şair.

Sen kızım, sen yoldaşım.

Resminin üstüne eğiliyor başım:

kaşların incecik,

gözlerin badem gibi,

ama renklerini fotoğraftan anlamam mümkün değil.

Fakat yazıldığına göre

koyu kestaneymişler.

Bu renkte gözler çok çıkar benim memleketimde de.

Tanya,

saçların ne kadar kısa kesilmiş,

oğlum Memet’inkilerden farkı yok.

Alnın ne kadar geniş,

ay ışığı gibi,

rahatlık, ve rüya veriyor insanın içine.

Yüzün ince uzun,

kulakların büyücek biraz.

Henüz çocuk boynu boynun :

henüz hiçbir erkek kolu sarılmamış anlıyor insan.

Ve püsküllü bir şey sarkıyor yakandan:

süsünü sevsinler mini mini kadın.

1720

Arkadaşları çağırdım, bakıyorlar resmine :

-Tanya,

senin yaşında bir kızım var.

-Tanya,

kız kardeşim senin yaşında.

-Tanya,

senin yaşında sevdiğim kız.

Bizim memleket sıcaktır

bizde kızlar tez kadınlaşır.

-Tanya,

senin yaşında kızlarla okulda, fabrikada, tarlada arkadaşız.

-Tanya,

sen öldün,

ne kadar namuslu insanlar öldürüldü ve öldürülmektedir,

ama ben,

yedi yıldır kavgada hayatımı tehlikeye koyamadan

hapiste de olsa bal gibi yaşıyorum.

Sabah oldu Tanya’yı giydirdiler,

ama çizmeleri, şapkası, gocuğu yoktu,

iç etmişlerdi onları.

Torbasını getirdiler :

torbada benzin şişeleri, kibrit, kurşun, tuz, şeker.

Şişeleri boynuna astılar,

torbasını verdiler sırtına.

Göğsüne bir de yazı yazdılar :

“PARTİZAN”.

Köyün alanına kuruldu darağacı.

Atlılar çekmiş kılıcı

halka olmuş piyade askeri.

Zorla seyre getirdiler köylüleri.

İki sandık üst üste,

iki makarna sandığı.

Sandıkların üstüne

yağlı urgan sallanır,

urganın ucu ilmik.

Partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına.

Partizan

kolları bağlı arkadan

durdu urganın altında dimdik.

Nazlı, uzun boynuna ilmiği geçirdiler.

Bir subay fotoğrafa meraklı,

bir subay, elinde makina : Kodak,

bir subay resim alacak.

Tanya seslendi kolhozlulara ilmiğinin içinden

“- Kardeşler, üzülmeyin.

Gün yiğitlik günüdür.

Soluk aldırmayın faşistlere,

yakın, yıkın, öldürün…”

Bir Alaman vurdu ağzına partizanın,

genç kızın beyaz, yumuk çenesine aktı kan.

Fakat askerlere dönüp devam etti partizan :

“- Biz iki yüz milyonuz.

İki yüz milyon asılır mı?

Gidebilirim ben.

Ama bizimkiler gelecekler.

Teslim olun, vakit varken…”

Kolhozlular ağlıyordu. Cellat çekti ipi.

Boğuluyor nazlı, boynu kuğu kuşunun.

Fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan

ve hayata seslendi İNSAN:

“- Kardeşler

hoşça kalın.

Kardeşler

kavga sonuna kadar.

Duyuyorum nal seslerini

geliyor bizimkiler!”

Cellat bir tekme attı makarna sandıklarına.

Sandıklar yuvarlandılar.

Ve Tanya sallandı ipin ucunda

 

 

Kaynak: Aydınlık 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: