Çin Devrimci Savaşında Strateji Sorunları – 1: SAVAŞIN İNCELENMESİ / Mao Zedung


BİRİNCİ BÖLÜM

SAVAŞIN İNCELENMESİ


1 .  SAVAŞ YASALARI GELİŞME HALİNDEDİR      Savaş yasaları, savaşı yöneten herkesin incelemesi ve çözmesi gereken bir problemdir.
      Devrimci savaş yasaları, devrimci bir savaşı yöneten herkesin incelemesi ve çözmesi gereken bir problemdir.
      Çin devrimci savaşının yasaları, Çin devrimci savaşını yöneten herkesin incelemesi ve çözmesi gereken bir problemdir. (sayfa 90)
      Bugün biz, bir savaş içindeyiz; savaşımız devrimci bir savaş; ve bizim devrimci savaşımız yarı-sömürge ve yarı-feodal bir ülke olan Çin’de veriliyor. Bundan dolayı, yalnız genellikle savaş yasalarını değil, devrimci savaşa özgü yasaları ve hatta Çin devrimci savaşına özgü yasaları da incelemek zorundayız.


      Bir şey yaparken, onun gerçek koşullarını, doğasını başka şeylerle olan ilişkilerini anlamıyorsanız, onu yöneten yasaları ya da o işin nasıl yapılacağını ya da nasıl daha iyi yapılacağını bilmiyorsunuz demektir.
      Savaş, sınıflar, uluslar, devletler ya da politik gruplar arasındaki çelişkiler belirli bir aşamaya geldiği zaman, bu çelişkilerin çözülmesi için girişilen en yüksek mücadele biçimidir, ve özel mülkiyet ile sınıfların ortaya çıkmasından beri, var olagelmiştir. Savaşın gerçek koşullarını, doğasını ve başka şeylerle olan ilişkilerini anlamadıkça, savaş yasalarını, nasıl yönetileceğini ya da zaferin nasıl kazanılacağını bilemezsiniz.


      Devrimci savaşın, ister devrimci bir sınıf savaşı olsun, ister devrimci ulusal bir savaş olsun, genellikle, savaşın koşullarından ve doğasından fazla olarak, kendi özel koşulları ve doğası vardır. Bundan ötürü, savaşın genel yasalarının yanı sıra, kendi özel yasaları vardır. Özel koşullarını ve doğasını anlamadan, özel yasalarını bilmeden, devrimci savaşı yönetemez ve başarıyla savaşamazsınız.


      Çin devrimci savaşı, iç savaş ya da ulusal savaş olarak, Çin’e özgü bir çevre içinde verilmektedir ve bunun için de, (sayfa 91) genel anlamda savaştan ve devrimci iç savaştan ayrı, kendisine özgü koşulları ve doğası vardır. Bundan ötürü, genel anlamda savaşın ve devrimci savaşın koşullarından ayrı olarak, Çin devrimci savaşının kendine özgü yasaları vardır. Bunları anlamaksızın Çin devrimci savaşını kazanamayız.
      Bundan dolayı, genel olarak savaş yasalarını incelemek gerektiği gibi, devrimci savaş yasalarını ve sonunda Çin devrimci savaşının yasalarını da incelemek zorundayız.


      Bazı kimselerin uzun süre önce çürüttüğümüz yanlış görüşleri var. Bunlar, genel olarak savaş yasalarını incelemenin yeterli olduğu, ya da daha somut biçimde söylemek gerekirse, gerici Çin hükümetinin ya da Çin’deki askeri akademilerin yayımladıkları talimnameleri izlemenin yeterli olduğunu öne sürüyorlar. Onlar, bu talimnamelerin yalnız genel anlamda savaş yasalarını gösterdiklerini, üstelik yabancılardan aktarıldıklarını görmüyorlar. Eğer biz, onları, özlerinde hiç bir değişiklik yapmadan kopya eder ve oldukları gibi uygularsak, “ayakkabıya uysun diye ayağı yontmuş” oluruz ve yenilgiye uğrarız. Onlar derler ki: kan pahasına kazanılmış bilgiden niçin yararlanılmasın? Bu kişiler daha önce kazanılmış deneyimlere değer vermekle birlikte, kanımız pahasına elde ettiğimiz bilgiye de değer verdiğimizi görmüyorlar.


      Başkaları ise, gene doğru olmadığını çok önceden ortaya koyduğumuz başka bir yanlış görüşü öne sürüyorlar. Bunlar, Rusya’daki devrimci savaş deneyimlerini incelemenin yeterli olduğunu, ya da somut biçimde söylemek gerekirse, Sovyetler Birliği’nde iç savaşın yönetildiği yasaların ve Sovyet askeri örgütlerinin yayımladığı talimnameleri izlemenin yeterli olduğunu söylüyorlar. Bu kimseler, o yasaların ve o talimnamelerin Sovyetler Birliği’ndeki iç savaşın ve Kızıl Ordunun belirli özelliklerini taşıdığını göremiyorlar. Eğer biz onları hiç bir değişiklik yapmadan kopya eder ve uygularsak, gene “ayakkabıya uysun diye ayağı yontmuş” oluruz ve (sayfa 92) yeniliriz. Bunlar derler ki: bizim savaşımız da Sovyetler Birliği’ndeki savaş gibi devrimci bir savaş olduğuna göre ve, Sovyetler Birliği zafere ulaştığına göre, Sovyet örneğini izlemekten başka çıkar yol var mı? Bu, kimseler, en son devrimci savaş olduğu, Lenin’in, Stalin’in kılavuzluğunda yürütüldüğü için, Sovyetler Birliği’nin deneyimlerinden yararlanırken, aynı şekilde Çin devrimci savaşının deneyimlerinden de yararlanmamız gerektiğini, çünkü Çin devrimine ve Çin Kızıl Ordusuna özgü birçok etkenler bulunduğunu göremiyorlar.
      Bir başka grup da, aynı şekilde çürüttüğümüz üçüncü bir görüşü benimsiyor. Bunlar, en değerli deneyimin 1926-27’deki Kuzey Seferi [2*] olduğunu, ondan ders almamız gerektiğini söylüyorlar. Daha açıkçası, Kuzey Seferini taklit etmeli, doğrudan doğruya büyük kentleri işgal etmeye kalkmalıyız. Bunlar, Kuzey Seferi deneyimi incelenmekle birlikte, onun kopya edilerek mekanik bir şekilde uygulanamayacağını, çünkü bugünkü savaşın koşullarının farklı olduğunu göremiyorlar. Kuzey Seferinden bugüne uygulanabilecek şeyleri almalıyız ve şimdiki koşulların ışığı altında, bize ait şeyler ortaya koymalıyız.


      Farklı savaşları yönetmek için farklı yasalar, bu savaşların farklı koşulları tarafından —bu farklar, savaşın zamanı, yeri ve doğasıdır— belirlenir. Zaman etkeni bakımından, savaş da, savaş yönetme yasaları da, zaman içinde gelişir. Her tarihsel aşamanın kendisine özgü özellikleri olduğu için, (sayfa 93) her tarihsel aşamadaki savaş yasalarının da kendilerine özgü özellikleri vardır ve bunlar, başka bir döneme mekanik olarak uygulanamaz. Savaşın doğası bakımından, devrimci savaşın da, karşı-devrimci savaşın da kendilerine özgü özellikleri olduğu için, bunlara egemen olan yasaların da kendi özellikleri vardır, yani, her iki savaşa da aynı yasalar uygulanamaz. Yer etkenine gelince, her ülkenin ya da ulusun, büyük bir ülke ya da ulusun kendi özellikleri olduğu gibi, her ülkeye ya da ulusa ait savaş yasalarının da kendi özellikleri vardır. Burada da, birisine uygulanan yasa mekanik olarak ötekine uygulanamaz. Farklı tarihsel aşamalarda meydana gelen doğaları ve yerleri farklı ve farklı ulusların yaptığı savaşları yöneten yasaları incelerken, onların herbirinin özelliklerine ve çelişkilerine dikkat etmeli, savaş sorununa mekanik bir yoldan yaklaşmaktan kaçınmalıyız.
      Hepsi bu kadar da değil. Başlangıçta ancak küçük bir birliğe komuta eden bir komutan, büyük bir birliğe komuta edebilecek hale gelirse, bu, o komutanın ilerlediğini ve geliştiğini gösterir. Yalnız bir bölgede ve birkaç bölgede harekâtta bulunmak arasında da fark vardır. Başlangıçta ancak iyi bildiği bir bölgede harekâtta bulunan bir komutan birçok bölgede harekâtta bulunabilir hale gelirse, bu da, gene o komutanın ilerlediğini ve geliştiğini gösterir. Düşman tarafında ve bizim tarafımızda teknik, taktik ve stratejik gelişmelerden ötürü, bir savaşın koşulları savaşın her aşamasında farklıdır. Bir savaşta, alt aşamalarda savaşı yönetebilen bir komutan, savaşın yüksek aşamalarında da birliklerine komuta edebiliyorsa, bu da, o komutandaki daha büyük bir ilerlemeyi ve gelişmeyi gösterir. Belirli büyüklükteki bir birliğe, ancak belirli bir bölgede, savaşın belirli bir aşamasında komuta etmeyi sürdüren bir komutan, hiç ilerlememiş, hiç gelişmemiş demektir. Bir tek beceriyle ya da dar bir görüşle yetinen kimseler, ilerleyemezler, onlar, devrimin belirli bir zamanında ve yerinde bir rol oynayabilirler ise de, bu önemli bir (sayfa 94) rol olmaz. Biz önemli roller oynayabilecek komutanlar gereksiniyoruz. Tarihin ve savaşın gelişmesiyle, savaşın yönetilmesiyle ilgili yasalar da gelişir. Değişmeyen hiç bir şey yoktur.

2 .  SAVAŞIN AMACI SAVAŞI ORTADAN KALDIRMAKTIR
      Savaş, insanlar arasındaki bu karşılıklı boğazlaşma canavarı, insan toplumunun ilerlemesiyle eninde sonunda ortadan kalkacaktır ve bu, pek de uzak olmayan bir gelecekte olacaktır. Ama savaşı ortadan kaldırmanın tek bir yolu vardır ve bu, savaşa savaşla karşı koymak, karşı-devrimci savaşa devrimci savaşla karşı koymak, ulusal karşı-devrimci savaşa ulusal devrimci savaşla karşı koymak ve karşı-devrimci sınıf savaşına devrimci sınıf savaşıyla karşı koymaktır. Tarih yalnız iki çeşit savaş tanıyor: haklı ve haksız. Biz, haklı savaşları destekler, haksızlara karşı çıkarız. Bütün karşı-devrimci savaşlar haksız, bütün devrimci savaşlar haklıdır. İnsanlığın savaşlar çağı, bizim çabalarımızla sona erecektir ve hiç kuşkusuz, bizim verdiğimiz savaş, son muharebenin bir parçası olacaktır. Ama önümüzdeki savaşın, bütün savaşların en büyük ve en çetinlerinden biri olduğu da kuşkusuzdur. Haksız karşı-devrimci savaşların en büyüğü ve en amansızı ile yüz yüzeyiz; haklı bir savaşın sancağını yükseltmezsek, insanlığın pek büyük bir çoğunluğu ezilecektir ve insanlığın haklı savaş sancağı, insanlığın kurtuluş sancağıdır. Çin’in haklı savaşının sancağı Çin kurtuluşunun bayrağıdır. İnsanlığın büyük çoğunluğu, ve Çin halkınca verilen bu savaş, hiç kuşkusuz haklı bir savaş ve Çin’in kurtuluşu için yapılan en yüce ve şerefli bir girişim, dünya tarihinin yeni bir çağına atılan köprüdür. İnsan toplumu sınıfların ve devletlerin yok olduğu noktaya gelince, ne haklı ne de haksız, ne devrimci ne de karşı-devrimci savaş olacaktır. Artık, insanlık için sürekli barış çağı başlayacaktır. Devrimci (sayfa 95) savaşın yasaları üzerindeki incelememiz, bütün savaşların yok edilmesi tutkusundan ileri geliyor. Biz komünistler ile bütün sömürücü sınıflar arasındaki fark, buradadır.

3 .  STRATEJİ, BİR SAVAŞ DURUMUNUN YASALARININ
BİR BÜTÜN OLARAK İNCELENMESİDİR
      Nerede savaş varsa, orada bütünüyle bir savaş durumu vardır. Savaş durumu, bir bütün olarak, bütün dünyayı, baştanbaşa bir ülkeyi, bağımsız bir gerilla bölgesini ya da bağımsız büyük bir harekât cephesini kapsayabilir. Çeşitli yanlarının ve aşamalarının ayrıntılı bir incelemesini gerektiren her savaş durumu, bütün bir savaş durumu meydana getirir.
      Strateji biliminin görevi, bütünüyle bir savaş durumunu kapsayan savaş yönetme yasalarını incelemektir. Seferler biliminin ve taktikler biliminin [3*] görevi, kısmi bir durumu kapsayan savaş yönetme yasalarını incelemektir.
      Bir sefer ya da taktik harekât komutanının, strateji yasalarını bir dereceye kadar anlaması neden gereklidir? Çünkü, kısmi bir durum bütüne bağlıdır ve bütünün anlaşılması parçanın anlaşılmasını kolaylaştırır. Stratejik zaferi taktik başarılar belirler görüşü, tek başına yanlıştır; çünkü bir savaşta zafer ya da yenilginin, her şeyden önce, bütünüyle bir durumun ve onun çeşitli aşamalarının gereği gibi dikkate alınması sorunu olduğu gerçeğini hesaba katmamaktadır. Durumu bütünüyle ve çeşitli aşamalarıyla dikkate alırken ciddi eksiklikler ya da yanlışlar yapılmışsa savaş yitirilir. “Dikkatsiz bir atılım, bütün oyunu yitirtir” sözü, hareketin bütünü için karara bağlayıcı olmayan kısmi bir harekete değil, (sayfa 96) durumu bütünüyle etkileyen bir harekete işaret etmektedir. Bu, satrançta da, savaşta da böyledir.
      Ama durum, bir bütün olarak, parçalarından ayrılamaz ve onlardan bağımsız olamaz; çünkü bütün, parçalardan meydana gelir. Bazan, bazı parçalar, durumu bütünüyle ciddi şekilde etkilemeksizin yıkıma ya da yenilgiye uğrayabilir. Çünkü bu parçalar bütünü belirleyici değillerdir. Taktik harekâtlardaki ya da seferlerdeki bazı yenilgiler ya da başarısızlıklar, sonucu belirleyici özellikte olmadıkları için, savaş durumunun bütünüyle kötüye gitmesine yol açmayabilirler. Ama savaş durumunun bütününü tamamlayan seferlerin çoğunun ya da kesin sonuçlu bir-iki seferin yitirilmesi bütün durumu hemen değiştirir. Buradaki “seferlerin çoğu” ya da “bir-iki sefer”, kesin sonuçludur. Savaş tarihinde, tek bir muharebedeki yenilginin, bir dizi zaferlerin sağladığı üstünlükleri sıfıra indirdiği görüldüğü gibi, birçok yenilgilerden sonra kazanılan tek bir muharebenin, yeni bir duruma yol açtığı da görülmüştür. Bu gibi hallerde, “bir dizi zafer” ve “birçok yenilgi” kısmi niteliktedir ve durumu, bütünüyle belirleyici değildir. Oysa “tek bir muharebede yenilgi” ya da “tek bir muharebede zafer” sonucu karara bağlayan rolü oynamıştır. Bütün bunlar, durumu bütünüyle hesaba katmanın önemini ortaya koyar. Genel komutayı ele almış bir kimse için en önemli nokta, dikkatini bir bütün olarak savaş durumu üzerinde toplamaktır. Koşullara göre komutanın, askeri birlikleri ve kollarını gruplandırma problemi, seferler ve çeşitli harekât aşamaları arasındaki ilişkiler, bir de, bütünüyle bizim etkinliklerimiz ile düşmanınkiler arasındaki ilişkiler üzerinde durması, temel noktadır. Bütün bu problemler, komutandan büyük bir dikkat ve çaba ister ve eğer o, bunları bir yana iter de ikinci derecedeki sorunlara dalarsa, tersliklerden kurtulamaz.
      Bütün ile parça arasındaki ilişki için söylenenler, yalnız strateji ile sefer arasındaki ilişki değil, sefer ile taktikler (sayfa 97) arasındaki ilişki için de geçerlidir. Bunun örnekleri, bir tümen ile bu tümene bağlı alay ve taburlar arasındaki ilişkide, bölüğün harekâtıyla bu bölüğün takımları ve mangaları arasındaki ilişkide görülebilir. Komutan, hangi düzeyde olursa olsun, dikkatini yönettiği durumun bütünündeki en önemli ve belirleyici sonuç ya da etkinlik üzerinde toplamalıdır; başka sorun ve etkinlikler üzerinde değil.
      Neyin önemli ya da belirleyici olduğu, genel ya da soyut düşüncelerle değil, somut koşullara göre saptanmalıdır. Askeri bir harekâtta saldırı yönü ve noktası düşmanın gerçek durumuna, araziye ve bizim o andaki kuvvetlerimizin gücüne göre seçilmelidir. Komutan, erzak bol olduğu zaman askerin oburca yememesine dikkat ettiği gibi, erzak kıt olduğu zaman da aç kalmamasını sağlamalıdır. Bazen, Beyaz bölgelerde, bir haberin az da olsa dışarı sızması, o andan sonraki çatışmada yenilgiye yol açabilir, oysa Kızıl bir bölgede böyle bir sızıntı çoğu zaman pek önemli değildir. Yüksek rütbedeki komutanların bazı muharebelere şahsen katılmaları, ama bazılarına katılmamaları gereklidir. Askeri bir okul için en önemli sorun, müdür ile öğretmenlerin seçimi ve bir eğitim programının kabulüdür. Bir kitle toplantısı için önemli nokta, toplantıya katılmaları için kitleleri harekete geçirmek ve uygun sloganlar ortaya atmaktır. Ve buna benzer birçok konular. Kısacası, uyulması gereken ilke, dikkatimizi, durumu bütünüyle etkileyen önemli bağlantı noktalarında toplamaktır.
      Bir savaş durumunu yöneten, yasaları bütünüyle incelemenin tek yolu, her şeyi derinliğine düşünmektir. Durumu bütünüyle ilgilendiren her şey gözle görülemez; bunları ancak kafa yormakla anlayabiliriz, bunun başka yolu yoktur. Durum, bütün olarak, parçalardan yapılmış olduğu için, parçalar üzerinde, seferler ve taktikler üzerinde deneyimi olan insan, daha yüksek düzeydeki konuları anlayabilir; yeter ki biraz kafa yormak istesin. Strateji sorunları şunları (sayfa 98) içerir :
      “Düşmanla bizim aramızdaki ilişkiye gerekli önemi vermek.
      “Çeşitli seferler ya da çeşitli harekât aşamaları arasındaki ilişkiye gerekli önemi vermek.
      “Bir bütün olarak durum için önemli (ya da belirleyici) olan parçalara gereken önemi vermek.
      “Genel durum içindeki özel hallere gereken önemi vermek.
      “Cephe ile cephe gerisi arasındaki ilişkiye gereken önemi vermek.
      “Kayıplar ile takviyeler, çarpışmalar ile dinlenmeler, toplanma ile dağılma, saldırı ile savunma, ilerleme ile geri çekilme, gizlenme ile meydana çıkma, ana saldırı ile yardımcı saldırı, hücum ile durdurma hareketi, merkezi komuta ile merkezi olmayan komuta, uzatmalı (protracted) savaş ile çabuk sonuçlu savaş, mevzii savaş ile hareketli savaş, bizim kuvvetlerimiz ile dost kuvvetler, bir askeri kol ile başka bir kol, üst ve alt kademeler, kadrolar ile üyeler, usta askerler ile acemiler, kıdemli kadrolar ile kıdemsiz kadrolar, eski kadrolar ile yeni kadrolar, Kızıl bölgeler ile Beyaz bölgeler, eski kızıl bölgeler ile yeniler, merkezi bölge ile belli bir üs bölgesinin sınırları, sıcak mevsim ile soğuk mevsim, zafer ile yenilgi, büyük kollar ile küçük kollar, düzenli ordu ile gerilla kuvvetleri, düşmanı yok etme ile kitleleri kazanma, Kızıl Orduyu genişletme ile takviye, askeri çalışma ile politik çalışma, geçmişteki görevler ile bugünkü görevler, bugünkü görevler ile gelecekteki görevler, bir dizi koşullardan doğan görevler ile başka bir dizi koşullardan doğan görevler, sabit cephe ile oynak cephe, iç savaş ile ulusal savaş, bir tarihsel aşama ile başka bir tarihsel aşama, vb., vb. arasındaki farka olduğu kadar, bağlantıya da gerekli önemi vermek.”
      Bu strateji sorunlarının hiç birisi gözle görülmez, ama (sayfa 99) gene de, kafa yorarsak bütün bunları anlar, kavrar ve üstesinden gelebiliriz. Yani bir savaş ya da askeri harekâtla ilgili önemli sorunları daha yüksek ilkeler düzeyine yükseltir ve bunları çözeriz. Strateji sorunlarını incelerken görevimiz bu amaca ulaşmaktır.

4 .  ÖNEMLİ OLAN İYİ ÖĞRENMEKTİR
      Biz, Kızıl Orduyu niçin örgütledik? Düşmanı yenmek için. Savaş yasalarını niçin inceliyoruz? Onları savaşta uygulamak için.
      Öğrenmek kolay iş değildir, ama insanın öğrendiğini uygulaması daha da zordur. Birçok kimse, sınıfta ya da kitaplarda askerlik sözcüğü üstüne söylev verirken, çok şey bilirmiş izlenimini bırakır, ama iş gerçek savaşa gelince kimileri savaşı kazanır, kimileri yitirir. Savaş tarihimiz de, savaş deneyimlerimiz de bunu doğrular.
      Peki, işin püf noktası nerede?
      Gerçek yaşamda herkesin, tarihte pek az rastlanan “yenilmez generaller” gibi olmasını bekleyemeyiz. Bizim istediğimiz, cesur, akıllı ve savaşta normal olarak muharebeler kazanan, akılla cesareti birleştiren generallerdir. Hem akıllı ve hem de cesur olmak için bir yönteme sahip olmak gerekir; bu yöntem, hem öğrenirken ve hem de öğrenileni uygularken kullanılmalıdır.
      Hangi yöntem? Yöntem, düşmanı ve kendi durumumuzu bütün yönleriyle, bilmek, her iki tarafın hareketlerine egemen olan yasaları bulma ve giriştiğimiz harekâtta bu yasaları kullanmaktır.
      Birçok ülkelerde yayınlanan askeri kitaplar, “ülkelerin koşullarına göre esnek bir şekilde uygulanması” gereğinden, yenilgiye uğranıldığı zaman alınacak tedbirlerden sözeder. Bunlardan ilkinin amacı, ilkelerin çok katı uygulanması yoluyla öznel yanlışlar yapmasına karşı komutanı uyarmak, (sayfa 100) ikincisi ise, öznel yanlışlar yaptıktan ya da nesnel koşullarda beklenilmeyen ve karşı konulamayan değişmeler olduktan sonra ortaya çıkan durumun üstesinden gelebilmesini sağlamaktır.
      Öznel yanlışlar neden yapılır? Çünkü, bir savaşta ya da muharebede kuvvetlerin dağıtım ya da yönetim şekli, o yerin ve zamanın koşullarına uymaz; çünkü öznel yönetim nesnel koşullara uygun düşmez, yani öznel ile nesnel arasındaki çelişki çözülmemiştir. Yaptıkları iş ne olursa olsun, insanlar, bu gibi durumlara düşmekten biraz zor kaçınırlar, ama bazı kimselerin bu konuda daha yetenekli oldukları görülür. Her işte nispeten yüksek bir yeterlik aradığımız gibi, savaşta da daha çok zafer, daha az yenilgi isteriz. Burada işin püf noktası, öznel ile nesneli birbiriyle uygun hale getirmektir.
      Taktik konusunda bir örnek alalım. Hücum için seçilen nokta düşmanın kanatlarından birisi üzerinde ise ve tam zayıf noktasının bulunduğu yere raslıyorsa, o hücum başarıya ulaşır. Bu durumda öznel, nesnele uygun düşmüştür, yani komutanın keşfi, yargısı ve kararları düşmanın gerçek durumuna ve düzenlenişine uygun düşmüştür. Saldırı için seçilen nokta öteki kanatta ya da merkezde ise ve hücum çetin bir engelle karşılaşırsa ve ilerleme olanağı kalmazsa, böyle bir uygunluk yok demektir. Hücumun zamanı iyi seçilmiş ise, yedekler ne erken ne geç, tam zamanında kullanılmış ise, muharebedeki öbür düzenlemeler ve harekât düşman için değil bizim için elverişli ise, muharebe boyunca öznel yönetim, nesnel durumla tümüyle uygunluk halindedir. Böyle bir tam uygunluk, tarafların silah taşıyan ve her şeyi birbirlerinden gizli tutan insan grupları olduğu düşünülürse, savaşta ya da muharebelerde pek az rastlanan bir haldir. Bu, cansız cisimlerin ya da sıradan konuların ele alındığı gibi düşünülecek bir sorun değildir. Eğer komutanın yönetimi gerçek duruma temelden uyuyorsa, yani yönetimde (sayfa 101) sonucu belirleyici unsurlar gerçek durumla uygunluk halinde ise, zafer için bir temel vardır.
      Bir komutanın doğru düzenlemeleri doğru kararlarına, doğru kararları doğru yargılarına, doğru yargıları gerekli keşiflerin yapılmasına, keşiflerde elde edilen bilgilerin bir araya getirilerek üzerinde düşünülmesine bağlıdır. Olanaklı ve gerekli bütün keşif yollarını uygular, düşman durumu hakkında toplanan bilgiler üzerinde kafa yorar; yanlışı doğrudan ayırt eder, bir veriden bir başkasına, dışyüzden içyüze doğru adım adım ilerler ve bunları yaptıktan sonra, kendi tarafındaki koşulları hesaba katar; her iki tarafın durumunu, karşılıklı ilişkilerini inceler ve böylece, bazı yargılara vararak, kararlar verir, planlarını hazırlar. Bir askerin, stratejik bir planı; bir seferin ya da muharebenin planını yapmadan önce, durumu kavramak için izlediği yol budur. Dikkatsiz bir asker, bunun yerine, askeri planlarını dilediği gibi düşünerek yapar ve yaptığı bu planlar gerçeğe uymayan hayal ürünleri olur. Yalnız heveslerine kapılan aceleci bir asker, düşman tarafından aldatılmaya mahkûmdur, ya da düşmanın durumunun bazı düzmece ya da kısmi görünüşlerine bakar, astlarının gerçek bilgiye, derinlemesine bir görüşe dayanmayan sorumsuz önerilerine kapılarak, her askeri planın gerekli keşiflere, düşman ile kendi durumunun, ve bunlar arasındaki iç bağıntıların dikkatle incelenmesine dayanması gerektiğini bilmediğinden ya da buna yanaşmadığından başını kayalara çarpar.
      Bir durumu kavrama süreci, yalnız bir askeri planın yapılmasıyla sona ermez; bu plan yapıldıktan sonra da sürer. Planın, yürürlüğe konulmasından harekâtın sonuna kadar süren uygulanması döneminde, durumu kavramanın bir başka süreci, yani, uygulama süreci vardır. Bu süreç sırasında, daha önceki dönemde yapılan planın gerçeğe uyup uymadığının yeniden incelenmesi gerekir. Eğer gerçek durumla uygunluk halinde değilse, ya da bütünüyle gerçeğe (sayfa 102) uymuyorsa, yeni bilgilerimizin ışığı altında yeni yargılara varmak ve yeni duruma uygun olması için ilk planı değiştirmek gerekir. Aşağı yukarı her harekâtta, plan, kısmen, bazı hallerde ise tümüyle değişebilir. Bu gibi değişiklikler yapılması gereğini anlamayan ya da buna yanaşmayıp körü körüne hareket eden kimse, kafasını kayalara çarpmaktan kurtulamaz.
      Anlatılan noktalar stratejik bir etkinliğe bir sefere ya da bir muharebeye de aynı şekilde uygulanır. Görgülü bir asker, gönüllü ve öğrenmeye istekli oldukça, kendi kuvvetleri (komutanları, adamları, silahları, ikmal olanakları vb. ve bunların hepsi) ve düşman kuvvetleri (aynı şekilde komutanları, askerleri, silahları, ikmal olanakları, vb. ve bunların hepsi) ve savaşla ilgisi yönünden politika, ekonomik durum, coğrafya ve iklim gibi koşulların hepsi hakkında bilgi sahibi olabilir ve böyle bir askerin, bir savaşı ya da harekâtı daha iyi kavrayarak, zaferden zafere koşması daha olası olur. Uzun bir süre içinde, hem kendi ve hem de düşman tarafındaki durumu daha iyi öğreneceği, girişilen hareketlerin yasalarını keşfedeceği, öznel ve nesnel durumlar arasındaki çelişkileri çözeceği için bu sonucu alacaktır. Bu öğrenme ve bilme süreci çok önemlidir; böylesine uzun bir deneyim dönemi geçirmeden savaş yasalarını bilmek ve kavramak güçtür. Bir acemi, ya da yalnız kağıt üzerinde savaşan kimse, gerçekten yüksek rütbeli bir komutan olamaz. Bunu ancak savaşta eylemle mücadeleye katılanlar yapabilir.
      İlke niteliğindeki bütün askeri yasalar ve teoriler, eskiden yaşamış ya da günümüzde yaşayan kimseler tarafından özetlenmiş geçmiş savaşların denemeleridir. Geçmiş savaşların kalıtı olan ve kan pahasına öğrenilen bu dersleri ciddiyetle incelemeliyiz. Bu, sorunun yalnız bir yanıdır; bir de varılan sonuçları kendi deneyimlerimizle gözden geçirmeli, yararlı olanları benimsemeli, yararsızları bir yana itmeli, (sayfa 103) kendimize ait deneyimleri bu sonuçlarla birleştirmeliyiz. Bunu yapmak çok önemlidir, çünkü bunu yapmadan bir savaş yönetilemez.
      Okumak öğrenmektir, ama uygulamak da öğrenmektir; hatta öğrenmenin daha da önemli bir çeşididir. Savaşı savaşarak öğrenmek, bizim temel yöntemimizdir. Okula gitmek fırsatını elde edememiş birisi bile, savaşı, savaşa katılarak öğrenebilir. Devrimci savaş bir kitle işidir; önce öğrenilip sonra yapılmaz, tersine, önce yapılır sonra öğrenilir. Zaten yapmak öğrenmek demektir. Sıradan bir sivil ile asker arasında bir fark vardır, ama aşılamayacak Çin Seddi yoktur. Bu fark kolayca kapatılabilir ve bunun yolu bir devirme, bir savaşa katılmaktır. Böyle derken, öğrenmek de uygulamak da kolaydır demiyoruz; gerçekten öğrenmek ve beceriyle uygulamak güçtür demek istiyoruz. Sivillerin de çabucak asker olabileceklerini söylerken, aradaki eşiği atlamanın güç olmadığını söylemek istiyoruz. İki anlatımı birleştirmek için, bir Çin atasözünü anabiliriz: “Azmin elinden hiç bir şey kurtulmaz.” Aradaki eşiği atlamak kolay olduğu gibi, azmeden ve iyi öğrenen insan için bu işte ustalaşmak da olmayacak şey değildir.
      Bütün öteki şeylere egemen olan yasalar gibi, savaş yasaları da nesnel gerçekliklerin zihnimizdeki yansılarıdır. Aklın dışındaki her şey, nesnel gerçektir. Bundan dolayı, öğrenilmesi ve bilinmesi gereken şey, düşman taraftaki ve bizim tarafımızdaki durumdur. Bu her iki durum da inceleme konusu diye alınabilir, oysa akıl, (yani düşünme yeteneği) incelemeyi yapandır. Bazı kimseler, kendilerini iyi bilirler de düşmanlarını bilmezler; bazılarının durumu ise bunun tersidir. Bunların her ikisi de savaş yasalarını öğrenme ve uygulama sorununu çözemez. Eski Çin’in büyük askerlik uzmanı Sun Vu Zu, kitabında: “Düşmanı ve kendini tanırsan, yenilgi tehlikesi olmaksızın yüzlerce savaş (sayfa 104) verebilirsin”[4*] der. Bu, öğrenme ve uygulama aşamaları ile nesnel gerçekliğin gelişim yasalarının öğrenilmesi karşımızdaki düşmanın üstesinden gelinmesi için girişilecek işlerin bu yasalara uygun olarak düzenlenmesi gereğine işaret ediyor. Bu sözü hafife almamalıyız.
      Savaş, uluslar, devletler, sınıflar ya da politik gruplar arasındaki en yüksek mücadele biçimidir ve uluslar, devletler, sınıflar ya da politik gruplar, savaşırken, zafere ulaşmak için bütün savaş yasalarını uygularlar. Savaşta zafer ya da yenilgi, her şeyden önce her iki tarafın askeri, politik, ekonomik ve doğal koşullarına bağlıdır. Ama hepsi bu kadar değil. Sonucu saptayan, bir de, her iki tarafın savaşı yönetmedeki öznel yeteneğidir. Bir asker, savaşı kazanmaya çabalarken, maddi koşullarına koyduğu sınırları aşamaz. Ne var ki, bu sınırlar içinde zafere ulaşabilir ve bunun için çaba da göstermesi gerekir. Bir askerin eylem alanı nesnel maddi koşullar üzerine kurulmuştur, ama bu sahne üzerinde, ses, renk, görkem dolu birçok dram yönetebilir. Bundan dolayı, belirli askeri, politik, ekonomik ve doğal koşullar, yani nesnel maddi temeller üzerinde, Kızıl Ordu komutanlarımız güçlerini ortaya koymalı, ulusal ve sınıfsal düşmanlarımızı altederek bu kötü dünyayı değiştirmek için bütün kuvvetlerimizi harekete getirmelidirler. Savaşın yönetilmesinde bizim öznel yönetimimiz, kendisini burada gösterebilir ve göstermelidir. Kızıl Ordu komutanlarımızdan hiç birinin yanlışlar yapan öfkeli bir adam haline gelmesine izin vermeyiz. Kızıl Ordudaki bütün komutanların, hem yiğit ve hem de akıllı ve savaş boyunca meydana gelen değişmelere, olaylara egemen olabilecek kahramanlar olmalarını kesinlikle isteriz. Savaş okyanusunda kulaç atarken, yalnızca bozulmamakla kalmamalı, ama hesaplı kulaçlarla karşı kıyıya (sayfa 105) ulaşmayı kesinlikle sağlamalıdırlar. Savaş yönetme yasaları, savaş okyanusunda yüzebilme sanatından ibarettir.
      Yöntemlerimiz üzerinde söyleyeceğimiz bunlardır.

Referanslar:

[1*] Mao Çe-tung, bu yapıtı İkinci Devrimci İç Savaş deneyimlerini özetlemek için yazmış ve Kuzey Şensi’deki Kızıl Ordu Kolejinde verdiği konferanslarda kullanmıştır. Yalnız beş bölüm tamamlanmıştır, stratejik saldırı, politik çalışma ve öteki sorunlar bitirilememişti; bu sırada Sien Olayının sonuçlarıyla çok uğraşıyordu. İkinci Devrimci İç Savaş sırasında askeri sorunlar üzerindeki Parti içi çekişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu yapıt askeri işlerle ilgili bir çizgiyi başka bir çizgiye karşı ele almaktadır. Ocak 1935’te Tsunyi’de yapılan Merkez Komitesi Politik Bürosunun genişletilmiş toplantısında askeri tutum hakkındaki çatışma çözümlenmiş, Mao Çe-tung’un görüşleri onaylanarak, yanlış karşı tutum kınanmıştır. Ekim 1935’te Merkez Komitesi Kuzey Şensi’ye taşınmış ve Mao Çe-tung’un bu ay içinde hazırladığı “Japon Emperyalizmine Karşı Kullanılacak Taktikler Hakkında” raporla İkinci Devrimci İç Savaşta Partinin politik tutumu ile ilgili sorunlar sistemli bir şekilde çözülmüştür. Kendisi, bu yapıtı bir yıl sonra, 1936’da, Çin devrimci savaşının strateji problemlerini sistemli bir yolda açıklamak için yazmıştır. —Ed.

[2*] Kuzey Seferi 1926 Mayıs-Temmuzunda, Kuvantung ilçesinden Kuzeye yürüyen devrimci ordu tarafından kuzeyli savaş ağalarına karşı başlatılmış cezalandırıcı bir savaştı. Kuzey Seferi ordusu, Çin Komünist Partisiyle birlikte, Parti önderliğinde yer alarak ve Partinin etkisi altında (ordu içindeki politik çalışma, o zamanlar daha çok Komünist Partisi üyelerinin sorumluluğu altındaydı), geniş işçi ve köylü yığınlarının gönülden desteğini kazandı. 1926’nın ikinci yarısında ve 1927’nin ilk yarısında Yang-çe ve Sarı nehirler boyundaki eyaletlerin pek, çoğunu işgal etti ve kuzeyli savaş ağalarını yendi. Nisan 1927’de, bu devrimci savaş, devrimci ordu içinde, Çan Kay-şek’in komutasındaki gerici kliğin ihaneti yüzünden başarısızlığa uğradı. —Ed.

[3*] Strateji bilimi, sefer bilimi ve taktik bilimi, Çin askeri biliminin unsurlarıdır. Strateji bilimi, savaş durumunun bütününde egemen olan yasalarla uğraşır. Sefer bilimi, seferlerde egemen olan yasalarla uğraşır ve onları, seferlerin yönetiminde uygular. Taktik bilimi, muharebelerde egemen olan yasalarla uğraşır ve onları muharebelerin yönetiminde uygular. —Ed.

[4*] Sun Vu Zu, ya da Sun Vu, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış ünlü bir Çinli askeri bilimcidir. Savaş konusunda 13 bölümden meydana gelen SunZu adlı bir bilimsel yapıt yayımlamıştır. Aktarma, “Hücum Stratejisi” adlı 3. bölümden yapılmıştır. —Ed.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: