19 Mayıs’ta Pontusçu, 23 Nisan’da Taşnakçı, Mezhep Olarak Alisiz Alevici, Yurt Olarak Avrupacı Solculuk…

Sevr Masası

12 Eylül baskısından Avrupa devletlerine iltica eden, uzun süre orada yaşayan solcularda tuhaf fikir ve tutumlar gözlemlemek mümkün. İşte bu kesimler arasında Avrosolculuğun, ikinci enternasyonelciliğin ve sosyal demokrasi ve sol liberalizm içinde pişen hareketlerde bilime ve akla karşı tutumların neo-liberal gericilik ile bir bütün olarak kendisini göstermesi son zamanlarda göze daha fazla batan bir özellik oldu.

Bugün bu kesimlerin bilimsel sosyalizmi terk etmeleri ve kendilerini kof bir liberalizmin kollarına bırakarak kimlik siyasetine bütün olarak teslim edişleri esasında halktan da kopuşlarının somut yansıması.

Çünkü bu kesimler aslında bütün devrimlerin yanlış olduğunu savunan neoliberalizmin sözcülüğünü yapmaktadırlar. Cumhuriyet devrimini tamamen anlamsız görmektedirler. Halkın tarihsel kazanımlarını umursamamaktadırlar. Kafalarında yarattıkları Pontus ve Taşnak imajları ile aktivizm ve sivil toplumculuk yapmakta buna da devrimcilik demektedirler. Sivil toplumculuk ise doğası gereği gerici ve devrim karşıtıdır zaten. Bu nedenle bu kesimlerin örtükçe ya da açıkça söyledikleri Sevr’e ikna olmamız gerektiğidir. Halkın dinamiklerinden ve duygularından bihaber mülteci ya da hayalperest küçük burjuvadan fazlası değildirler.

Türk işçisi, köylüsü, esnaf ve emekçi yığınlarıyla gerçek bağları bulunmayan; kampüslerde veya belli zengin semtlerinde halk ve ülke gerçekliğine karşı tezlerin romantik savunuculuğuna soyunan küçük burjuvalar bugün adları sosyalist olarak kendilerini var etseler bile işçi sınıfından, yoksul Türk emekçilerinden fikren aşırı uzakta oldukları için sosyalist olamamakta bir tür küçük burjuva sosyalizmini emperyalist kozmopolitanizm adına savunmaktadırlar.

Bugün ABD Emperyalizmi, AB Emperyalizmi SSCB’nin dağıldığı dünyamızda atağa geçmiş bulunuyor. Bu atak 1990’lardan beri çeşitli hazırlıklarla birlikte emperyalist savaşın özellikle Ukrayna gibi sahalarda sürdürülmesi ile kendisini gösteriyor. ABD ve AB Emperyalistleri bugün açıkça Nazileri savunabiliyor, Nazi jeopolitiğini benimseyebiliyor.

Ama aynı zamanda ABD ve AB Emperyalistleri İtilaf Emperyalist kampının jeopolitiğini de benimsiyorlar. Bunun için Ermeni soykırımı iddialarını ön plana çıkartabiliyorlar, Karadeniz’deki Amerikan ve Avrupa varlığını uzun vadede elde etmek adına Pontus soykırımı yalanını ve bölücülüğü yaratmayı hedefleyebiliyorlar, güneyimizdeki YPG’ye tırlar dolusu silahı sözde IŞİD ile mücadele adına gönderebiliyorlar. Yunanistan’a verilen f-35’lerin, Yunanistan’a konuşlandırılan ABD üslerinin, Dedeağaçtaki askeri yığılmanın ise haddi hesabı yok. Yani ABD ve Emperyalistleri Rusya ile nasıl karşı karşıya gelip onun kaynaklarını ele geçirmek adına savaşı yükseltiyorsa aynı amaçla Türkiye’nin üzerine de gelmeye, onu sıkıştırmaya başlıyorlar. Bugün bu askeri yığılma, silahlandırma, ideolojik taarruz ve en önemlisi Marksistlerin beynini hedef alarak onları bastıkları topraklardan kopartma ve kendileri lehine dönüştürme çabası bundan bağımsız değildir.

Emperyalist kozmopolitanizm aslında bugün ülkemizde sinsice sol liberalizm yoluyla etnik ve mezhepsel atomizasyon amacıyla hareket etmektedir. Karadeniz’de ayrı, Doğu ve Güneydoğu’da ayrı, İç Anadolu’da sözleri aynı, notaları farklı türküyü söylemektedir. Bir ülkenin ulusal direncini kırma, bir ülkeyi emperyalist yayılmacılığa direnemez hale getirme, ulus devletin gerisindeki işbirlikçi yönetim anlayışlarını getirme, ülkenin kaynaklarını sömürürken bunda kerametler gösterme stratejisi çok yönlü işler.

Bugün Aleviliğin Türk kültür dairesinden kopartılıp kökenlerinin Anadolu’daki Luvi uygarlığına dahi götürülüp başka bir kimlik inşa etme çabası bilimsel olarak hurafe de olsa siyasal düzlemde hafife alınmaması gereken ideolojik bir kopuş çabasıdır. Bugün 50-60 köyde Romeika dili konuşulduğu bililen Trabzon’da, Rize’de Pontus propagandacılığı yapılıyorsa ve buranın insanlarının ülkenin diğer insanlarından tamamen farklı olduğu fikri yayılmaya çalışılıyorsa yine hedef bellidir. Bir ülkenin kurtuluş savaşı verdiği, demokrasi, kurtuluş ve aydınlanma mücadelesinin verildiği tarihlerde Ermeni soykırmı anmasını solculuk yapıyorsa orada gerici ve ABD işbirlikçisi yönetimlerin iktidar olarak Cumhuriyet’in yapısını bozması, yıkması kadar kolay ne vardır?

Bir yandan Sevr reçetesini elimize tutturmaya çalışan, ikinci enternasyonel döneklerinin elinde pişmiş neoliberal sol ile Sovyet revizyonizmi yıkılınca veya silahlı mücadele imkanları tıkanıp da sonuç vermediği için dönüşüm geçirip liberal olmaya çalışan eski narodnik sapmacılarının arayışları içindeki kamplaşma, diğer yanda kökenden İslam kozmopolitanizme zaten açık Cumhuriyet karşıtı tefeci bezirganlar… İkisinin son yirmi yılda çokça kez fikir ve eylem birliği içinde olduğunu görmek için alim olmaya gerek yok. Nasıl ki Emperyalizme göbekten bağlı medya bir dönem azınlık olan İslamcıları parlatıp iktidar haline getirmişse ve tefeci bezirgan sınıf dediğimiz Musiad bugün iktidar olarak cumhuriyetin içini boşaltmaktaysa aynı görevi Avrupa ülkelerinde ajanlaştırılan kesimler de burada icra etmekte, gericiliğe yardım etmektedir.

Bugün Sevr reçeteciliği, gericilik, neoliberal sömürü döngüsü bir yanda bağımsızlıkçılık, ilericilik, sosyalizm bir yandadır. İki güç tamamen karşı karşıyadır ve ikisi arasında uzlaşmaz çelişkiler bulunmaktadır. ABD ve AB Emperyalizminin dayattığı ideolojik bombardımanın hemen hepsi Sevr ve Türk ulusal yapısını paramparça etme adınadır.

AB Emperyalizmi Türkiye’nin içinde yeni sömürge alanları aramakta ve bunu sol liberaller ile açmaya çalışmaktadır.

Bu yüzden kendi içinde Madımak sanıklarını sığınmacı olarak tutarken diğer yandan da Alisiz Aleviliği üretmektedir. Ancak Alevilik Hz. Ali ve Hüseyin’le anlamlıdır. Sınıfsal kökleri oradadır. Türklerin Alevilik ile bağı da buradadır.

Mesele Aleviler, Karadenizliler, Kürtler değil; mesele emperyalist sömürge alanlarını genişletme ve ucuz yoldan kaynak elde atma adına savaş ve yıkımları organize etme, işçileri ve köylüleri farklı kimliklerle kamplaştırma, kendi emperyalist otoritesine karşı asla birleştirilmiş ve toparlanmış bir sosyalist ülke haline getirtmeme mücadelesidir.

Sosyalistler, ulus örgütlenmesi ve tanımlanmasından asla kaçamazlar. Bin kimliğe değil, tek kimliğe bürünürler. Bin devlete değil, tek devlete bağlı olmaya çalışırlar. Yani Tek ülkede sosyalizm bile aslında işçilerin birleştiği ve kolektif üretimle yeni bir ulus ve yeni bir insan olacakları ideolojik ve kültürel aşamayı içerir. Liberal bölünme ve konfederasyon çabaları, devrimsiz devrimci yaklaşımları ve yıldızlara edilen yaldızlı laflarla bölünme ve toplumsal atomizasyonu ilerletme sosyalizmin hedefi olamaz.

Emperyalizme karşı ezilen ülke olma gerçekliğini kaçıran bir solculuğun olmayacağı gibi Lozan’ı kabul etmeyen Sevr’e geri dönmeye çalışan bir solculuk da olamaz. Bu liberalizmdir ve içerisinde yaşanılan toplumun tarihinden, ekonomik analizinden kopukluğun emaresidir de. Bu tarz kişilerin sosyalist olarak anılmaması kitlelerin yararınadır.

Her ne kadar sivil toplumcu, Avrosolcu, sol liberal papazlar gerçekte teslimiyet olan bir barıştan söz etse de emperyalizm savaşta ve Sevr’de ısrar ediyor. Ama Türk halkı ve büyük emekçi yığınları da emperyalizme karşı savaş ve dirençte ısrar ediyor. Dün Sevr’i bozduğu gibi bugün de bozmaya hazır. Dün nasıl devrimini yaptıysa yine emperyalizmin saldırıları karşısında yapmaya hazır. Tarihin devrimci diyalektiği ancak halkın ritmi ve temposu ile yakalanabilir. Bugün milletin bayramlarına, örfüne, dinine, kültürüne yabancılaşmayı savunanlar da esasında emperyalistlerin kültüründen devrimin gelebileceğini sananlardır. Ancak bütün bunlar köksüzdür ve kökleri yüzlerce yıla uzanan kültürümüz, dilimiz, tarihimiz karşısında koca bir hiçlikten ibarettir.

Günün Anlamı

19 Mayıs’ı sözde Pontus soykırımının başlangıç günü olarak saymaya çalışan insanlar var. Bunu Yunan miliyetçisi ve Ortodoks bağnazı olarak yapmanız anlaşılabilir. Ama Marksist olarak yapıyorsanız bu büyük bir yanlıştır, dünyanın ilk başarıya ulaşan Kurtuluş Savaşını lekelemektir. Üstelik doğrudan SSCB yardımlarıyla başlayan kendini bu düzlemde var eden bir haklı savaşa neo-liberal açıdan bir saldırıdır. Emperyalizmin ulus devletleri parçalama, zayıflatma, etnik atomizasyona uğratma saldırısının devamcılığını üstlenmedir. Yalan bir tarih yazmaya başlamaktır.

Tarih öyle bir bilimdir ki bu arenada biraz dahi yalana sapan sadece en başta kendisini aldatır. Yani olan biten her şeyin somut verili sonuçları mevcuttur ve çarpıtmalar, yalan eklemeler sadece mit yazdırır, gerçeğe ulaştırmaz, bilim yaptırmaz, bilimsel sosyalizme zemin vermez. Sevr’e ulaşan bir kafadan devrimcilik çıkmaz. Karşı devrimcilik çıkar. Bugün Sevr’e buradan daha 19 Mayıs gününden ulaşanların yaratmak istedikleri ortam Sevr ortamıdır ve AB’ye ABD’ye dairdir. Sosyalizme ve kurtuluşçu milliyetçiliğe karşı gerici kimlik inşalarına dayalıdır.

Emre Kabartaş

19.05.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: