Çin Savaşı / Vladimir İlyiç Lenin

Rusya’nın Çin savaşı sona yaklaşıyor. Birçok askeri bölge seferber edildi, yüz milyonlarca ruble harcandı, on binlerce asker Çin’e gönderildi, bir sürü muharabe yaşandı ve birtakım zaferler kazanıldı. Kuşkusuz, bu zaferler düzenli düşman birliklerinden ziyade Çinli İsyancılara karşı, özelde de silahsız Çin Halkına karşı kazanıldı ve bu halk ya öldürüldü ya da boğuldu, kadın ve çocuklar bile katledildi, sarayların, evlerin ve dükkanların yağmalanmasındansa bahsetmiyoruz bile. Rus hükümeti ve onun kuyruğuna takılmış olan basın zaferi kutluyor ve yiğit askerlerin yeni kahramanlıklarından, Avrupa kültürünün Çin barbarlığı karşısındaki zaferinden ve Rusya’nın Uzakdoğu’daki ‘medenileştirme‘ misyonu’nun yeni başarılarından sevinç ve çoşkuyla bahsediyor.

Fakat sınıf bilinçli işçilerin sesi, milyonlarca emekçinin ileri temsilcilerinin sesleri bu sevinç çığlıkları arasında duyulmuyor. Hâlbuki muzaffer yeni seferlerin yükünü çeken emekçi halktır, dünyanın öbür ucuna yollanan emekçi halktır, çarçur edilen milyonlar için ek vergiler emekçi halkın cebinden çıkmaktadır. Bu yüzden şunu görmek zorundayız: Sosyalistlerin bu savaş karşısındaki tutumu ne olmalıdır? Bu savaş kimin çıkarları adına yürütülmektedir? Rus hükümetinin bugünkü politikalarının gerçek niteliği nedir?

Başımızdaki hükümet öncelikle Çin’e karşı bir savaş yürütmediğini, sadece bir isyanı bastırdığını, isyancıları durdurduğunu, Çin’in meşru hükümetine nizam ve intizamı yeniden tesis etmesi için yardımcı olduğunu iddia ediyor. Doğrudur, savaş ilanında bulunulmadı, ama böyle olması gerçeği zerrece değiştirmiyor, çünkü her şeye rağmen bir savaş yürütülüyor. Çinliler neden Avrupalılara saldırdılar? İngilizlerin, Fransızların, Almanların, Rusların, Japonların ve diğerlerinin böyle hevesle bastırmaya koştukları isyan hangi sebeple çıktı? “Sarı ırkın beyaz ırka duyduğu nefretten” ya da “Çinlilerin Avrupa Kültürüne ve medeniyetine duydukları nefretten ötürü” diyor savaş destekçileri. Evet!  Çinlilerin Avrupalılardan nefret ettiği doğru, ama hangi Avrupalılardan nefret ediyorlar ve neden nefret ediyorlar? Çinliler Avrupa halklarından nefret etmiyorlar, Avrupa halkları ile hiçbir  zaman bir dertleri olmadı; onlar Avrupalı kapitalistlerden ve onların sadık kulları olan Avrupa hükümetlerinden nefret ediyorlar. Çin’e sadece kazanç elde etmek için gelenlerden; göklere çıkarılan medeniyetlerinden sadece ihanet, yağma ve şiddet için yararlananlardan; Çin’e karşı sırf halkı zehirleyecekleri afyon ücreti hakkını kazanmak için savaş yürütenlerden (İngiltere ve Fransa’nın 1856’da Çin’le savaşından bahsediyoruz – *bkz: Afyon Savaşları) ve yağma savaşını Hıristiyanlığı yayma kisvesi altında ikiyüzlüce sürdürenlerden Çinliler nasıl olur da nefret etmezler? Avrupa’nın burjuva hükümetleri Çin’e karşı bu yağma politikasını uzun zamandır sürdürüyorlar ve saflarına bugün Rusya’daki istibdat hükümetini de katmışlardır. Bu yağma politikasına genellikle sömürge siyaseti denmektedir. Kapitalist sanayinin hızla geliştiği her ülke çok geçmeden sömürgeler, yani sanayinin az geliştiği, az çok ataerkil bir hayat tarzının egemenliğini sürdürdüğü ve mamul mallar için bir pazar ve yüksek kâr kaynağı olabilen ülkeler aramaya girişir. Burjuva hükümetler bir avuç kapitalistin kâr etmesi adına sonu gelmez savaşlara girişmiş, askerleri sağlıksız tropik ülkelerde ölüme yollamış, halktan kopartılan milyonları çarçur etmiş ve sömürgelerdeki halkları can havliyle isyanlara ya da açlıktan ölüme itmiştir. Bu noktada Hindistan’daki yerli halkların İngilizlere karşı isyanını ve o bölgeyi kasıp kavuran kıtlığı hatırlatmak ya da İngilizlerin şu ânda Boerlere karşı yürüttükleri savaşı düşünmek yeterli olacaktır.

Avrupalı kapitalistler şimdi de azgın pençelerini Çin’e uzatmıştır ve elebaşlarından biri de bugün bağıra bağıra ‘çıkar’ gözetmediğini söyleyen Rus hükümetidir. Rus hükümeti Port Arthur’u ‘çıkar gözetmeden’ Çin’den koparıp almış ve Rus askerlerinin koruması altında Mançurya’ya bir demiryolu inşa etmeye başlamıştır. Avrupa hükümetleri Çin topraklarını birbiri ardına yağmalamaya ya da kendi sözleriyle ‘kiralama’ya girişmiş Çin’in taksim edildiği iddialarını güçlendirmiştir. Neyin ne olduğunu açıkça söylemek gerekirse, Avrupa hükümetleri( bunların başını çekenlerden biri Rus hükümetidir) şimdiden Çin’i taksim etmeye başlamıştır. Fakat bu paylaşıma açıktan değil, tıpkı hırsız gibi gizliden gizliye girişmişlerdir. Avrupa hükümetleri tıplı cesetlere dadanan mezar hırsızları gibi soymaya girişmiştir ve sözde ceset direnmeye çalışınca da azgın caniler gibi üzerine çullanmış, köylerini yakıp yıkmış, silahsız erkekleri, eşlerini ve çocuklarını kurşuna dizmiş, süngülemiş ve Amur nehrinde boğmuştur. İşte bütün bu Hıristiyanlık kahramanlıklarına, medeni Avrupalılara karşı kılını kıpırdatma cüretini göstermiş olan barbar Çinlileri kınayan uğultular eşlik etmektedir. Rus istibdat hükümeti büyük güçlere hitaben kaleme aldığı 12 Ağustos 1900 tarihli tamimde, Niuçuang’ın işgali ve Rus askerlerinin Mançurya’ya ilerleyişinin geçici önlemler olduğunu söylüyor; bu önlemlerin “yegâne sebebi Çinli asilerin saldırgan operasyonlarını püskürtme zaruretidir”; “bunlar hiçbir şekilde bencil planların kanıtı olarak görülemez, zira bencilllik İmparatorluk hükümetinin politikalarına tamamen yabancıdır.”

Zavallı İmparatorluk hükümeti, nasıl da Hıristiyan diğerkâmlığıyla dolu! Ama gelin görün ki haksız iftiralara maruz kalıyor! Bir kaç yıl önce hiçbir bencillik gütmeden Port Arthur’u ele geçirmiş, bugün de yine hiçbir bencillik gütmeden Mançurya’ya el koymaktadır; hiçbir bencillik gütmeden Çin’in sınır bölgelerini müteşebbis, mühendis ve subay güruhuyla doldurmuş, bunlar hal ve hareketleriyle yumuşak başlı bilinen Çinlileri bile çileden çıkarmıştır. Çin demiryolu inşaatında çalışan Çinli işçiler günde on kopek yevmiyeye çalışmak zorunda kalmışlardır. Rusya’nın hiçbir bencillik gütmeden davrandığını göstermiyor mu bu?

Hükümetimizin Çin’deki mantıksız politikasını nasıl açıklamalı? Bu politika kimin yararınadır? Çin’le ticaret yürüten bir avuç kapitalist kodamanın, Asya pazarı için mal imal eden bir avuç fabrikatörün, acil savaş siparişleridnen devasa kârlar devşiren bir avuç müteahhiddin yararınadır(savaş teçhizatı, askerlere erzak, vb. üreten fabrikalar şu ânda tam kapasiteyle çalışıyor ve yüzlerce yeni işçi istihdam ediyor). Bu politika sivil ve asker bürokraside yüksek makamlar işgal eden bir avuç soylunun yararınadır. Bu kesimin maceraperest politikalara ihtiyacı var, zira bu sayede terfi imkânı buluyorlar, ‘kahramanlıkları‘ sayesinde kariyer yapıp şöhret ediniyorlar. Bu bir avuç kapitalist ve alçak bürokratın çıkarı için hükümetimiz bütün halkın çıkarlarını hiç tereddüt etmeden feda ediyor. Bu bahsettiğimiz örnekte her zaman olduğu müstebit  Çarlık Hükümeti kapitalist kodamanların ve soyluların önünde kölece eğilen sorumsuz bürokratların hükümeti olduğunu ispatlamıştır.

Rusya İşçi Sınıfı ve genel olarak emekçi halkın Çin’deki fetihlerden ne çıkarı vardır? Hayatları karartılmış, eve ekmek getirenleri savaşa gönderilmiş binlerce aile; devlet borçları ve haramalarında muazzam bir artış; yeni fahiş vergiler, kapitalistlerin, yani işçileri sömürenlerin daha da güçlenmesi; işçiler için daha kötü koşullar; Sibirya’da kıtlık – işte Çin Savaşının vaat ettikleri ve şimdiden yol açtıkları bunlardır. Bütün Rusya basını, bütün gezeticiler, dergiler esaret altında; devlet görevlilerinden icazet almadan hiçbir şey basamıyorlar. İşte Çin savaşının halka nelere mal olduğuna dair kesin bilgiye sahip olamamamızın sebebi budur, oysa bu savaşın yüz milyonlarca rubleye mâl olduğuna hiç şüphe yoktur. Hükümetin yayınlanmamış bir kararnameyle 150 milyon ruble gibi hatırı sayılır bir meblağı savaş için ayırdığını öğrendik. Buna ilaveten, şu ân savaşa harcanan paralar her üç-dört günde 1 milyon doları buluyor ve bu korkunç meblağları gözünü kırpmadan harcayan hükümet açlıktan kırılan köylülere gidecek bir kuruşun bile hesabını yapıyor, köylülere yapılan yardımları mütemadiyen tırtıklıyor, halkın eğitimine para ayırmaya gelince elde yok avuçta yok masalı okuyor, oysa devlet, tıpkı kulak’lar gibi, devlete ait fabrikalarda işçileri, postanelerdeki memurları kan ter içinde bırakana kadar çalıştırıyor.

Maliye bakanı Vitte 1 Ocak 1900’de verdiği demeçte, hazinedeki para miktarının 250 milyon ruble olduğunu söylemişti. Ama artık bu para yok, savaşa harcandı. Hükümet kredi peşinde, vergileri arttırıyor, kaynak olmadığından gerekli harcamalara para ayırmayı reddediyor ve demiryolu inşaatına son veriyor. Çarlık hükümeti iflas tehdidiyle karşı karşıya, ama fütuhat peşinde koşuyor; bu politika muazzam miktarda para harcanmasını gerektirdiği gibi, bizleri daha tehlikeli savaşların içine çekme tehdidi de barındırıyor. Çin’in üzerine çullanan Avrupa devletleri şimdiden ganimet paylaşımı konusunda didişmeye başladılar ve bu kavganın nasıl sona ereceğini hiç kimse tahmin edemez.

Ne var ki Çarlık Hükümetinin Çin’deki politikası halkın çıkarlarıyla dalga geçmekten ibaret değildir; ayrıyeten, kitlelerin siyasal bilincini köreltmek gibi bir amacı da vardır. Süngü yoluyla iktidara tutunan, halkın öfkesini sürekli engellemek ya da bastırmak zorunda olan hükümetler halkın huzursuzluğunun asla yok edilemeyeceğini ve bu huzursuzluğu hükümetten başka bir yere kaydırmanın zorunlu olduğunu çoktan öğrenmişlerdir. Örneğin Yahudilere karşı düşmanlık körükleniyor; sansasyon gazeteleri Yahudi aleyhtarı kampanyalar yürütüyorlar, sanki Yahudi işçiler de sermayedan ve polis hükümetinin zulmünden aynı derecede mağdur değillermiş gibi. Şu ânda basın Çinlilere karşı kampanya yürütüyor; vahşi sarı ırktan dem vuruyor ve onun medeniyete düşman olduğu, Rusya’nın aydınlatma görevlerinin bulunduğu, Rusya askerlerinin muharabeye aşk ve şevkle gittikleri konusunda, vb. uğulduyor. Hükümet ve para babaları karşısında süklüm püklüm duran gazeteciler hakın Çin’den nefret etmesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama Çin halkı hiçbir zaman ve hiçbir şekilde Rusya halkını ezmemiştir. Çin halkı Rusya halkıyla aynı kötülüklerden mustariptir; açlıktan perişan hale gelmiş köylülükten vergi söğüşleyen ve her türlü özgürlük hevesini cebirle bastıran bir Asyatik hükümetten mustariptir; Orta Krallık’a sızmış olan sermaye’nin baskısından mustariptir.

Rusya İşçi Sınıfı, halk kitlelerinin hâlâ debelendiği siyasal baskı ve cehalet çukurundan kurtulmaya başlıyor. Bu yüzden bütün sınıf bilinçli işçilere düşen görev, ulusal nefreti körükleyen ve emekçi kitlelerin dikkatini gerçek düşmanlardan uzaklaştıranlara karşı var güçle başkaldırmaktır. Çarlık hükümetinin Çin politikası cinayetle eşdeğerdir ve halkı hiç olmadığı kadar yoksullaştırıp, yozlaştırmak ve ezmektredir. Çarlık hükümeti halkımızı köleliğe mahkum etmekle kalmıyor, aynı zamanda köleliğe isyan eden diğer halkları bastırmak için onları asker olarak yolluyor ( tıpkı Rus askerlerinin Macaristan’da devrimi bastırdıkları 1849’da olduğu gibi ). Rus kapitalistlerine Rus işçilerini sömürmesi için yardım etmekle kalmıyor ( işçilerin elini kolunu bağlayarak, birleşmelerini ve kendi haklarını aramalarına engelliyor ), aynı zamanda diğer halkları bir avuç zengin ve soylunun çıkarları adına yağmalamak üzere asker sevk ediyor. Savaşın emekçi halkın sırtına bindirdiği yeni yüklerden kurtulmanın tek bir yolu vardır, o da halkın temsilcilerinin biraraya geleceği bir meslis toplamaktır. Bu sayede istibdat hükümeti son bulacak ve hükükümet saraylı güruhu dışındaki kesimlerin de çıkarlarını gözetmek zorunda kalacaktır.

– Vladimir İlyiç Lenin

İskra, Sayı: 1, Aralık 1900;
Collected Works, Cilt: 4 s.372-377

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: