AKP’nin NATO Politikası ve Onun Sınıf Doğasının Ortaya Çıkarttığı Gerçekler

Dün Türkiye hükümetinin yetkilileri Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya girişine izin vereceklerini belirtti. ABD’nin NATO’yu genişleterek sürdürdüğü savaşın Baltık denizine sıçraması artık an meselesi.

NATO, ABD’nin Doğu Avrupa ve Güney Çin Denizi üzerinden sürdürdüğü jeopolitik savaşına alet olmaya; bir saldırı ve tekelci Anglosakson kapitalizminin savaş örgütü olmaya devam ediyor.

Çok açık ki NATO genişledikçe büyük bir savaşın başlama ihtimali de büyüyor. Özellikle Türkiye’yi ve civar ülkelerini ilgilendiren bu savaş götürüsü çok yüksek olacak, insanlığı derinden sarsacak, İngiliz ve Amerikan güdümlü dünya hegemonyası adına çılgınca sürdürülmesi düşünülen bir yayılma siyasetinin sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Öte yandan Finlandiya ve İsveç’in Türkiye için zararlı olan unsurları kendi bünyesinde beyzade gibi yaşattığı ve bu unsurların faaliyetlerini terör kapsamında değerlendirmediği biliniyor. Bugün alınan kararlara göre terör suçlularının Türkiye’ye temsil edileceği ve bu iki ülkenin terörü desteklemeyeceği belirtilen kararlar arasında. Türk basını bunu bir zafer olarak görüyor ve takdim ediyor. Hükümetin bir çok kanalı da aynı üslubu kullanıyor.

Peki gerçekten böyle mi? Finlandiya ve İsveç gibi İskandinav ülkelerinin NATO’da bulunması, bu ülkelerin NATO’nun parçası yapılması sadece Türkiye’ye yakın gelecekte zora sokacak baskılanmanın önünü açtı ve Türkiye’nin ABD ve müttefiklerine karşı kullanabileceği tüm kozları muhtemeldir ki Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden gelecek anlık sıcak para uğruna ihtimal dışı kaldı.

ABD işbirlikçisi AKP eğer NATO’ya direnip İskandinav ülkelerini NATO’ya almasaydı KKTC’nin Rusya tarafından tanınmasının önü açılabilirdi. Dahası Suriye ile gerçekçi barışın önü açılabilirdi. Ama AKP’nin doğası böyle dirençlere, onurlu duruşlara uygun değildir. Çünkü onun sınıf doğası budur ve en direnci değil, anlık rahatlama için çözülmeyi ön planda tutar.

İç cephede bu karar büyük bir şok etkisi yarattı. Özellikle Vatan Partisi ve TGB gibi örgütlerde olaylar tepki ile karşılandı. Üç Dünya Teorisi etkisinde kalarak sınıf siyasetini örtükçe milliyetçiliğe terk eden anlayışların doğal bir sonucu olarak AKP’ye teorik çerçevede yanlış anlamlar yükleyen bu kesimlerden bir çok insan olaya tepki ile yaklaştı. Aslında çelişmelerin nihayete ermesi yalnızca AKP’nin milli bir ekonomi kuramayacağını gösterdiği gibi milli bir dış politika icra edemeyeceğini de ortaya koydu. Çünkü AKP bu NATOcu tavrıyla Suriye ile barışın önüne taş koydu, Rusya gibi bir güçle müttefik olma imkanını tepti, Karadeniz ve Akdeniz’de Rusya ile birlikte partner olarak egemenlik haklarını Yunanistan ve ABD’ye karşı savunma politikasını tamamen terk etti.

Öte yandan ABD Yunanistan ve Suriye’nin kuzeyindeki YPG-PKK’ya silah sevkiyatlarına, askeri ve politik yardımlarını yapmaya devam ediyor. Türkiye’nin etrafı ABD güçleri ile çevrilirken ve bu güçler sürekli olarak düşmanca sözler ederken Rusya’ya karşı NATO’yu genişletmeye izin vermenin Rusya hariç herkesin Türkiye’ye zamanı gelince yapmak isteyeceklerini engelleyemeyecektir. Öte yandan batı güçleri sadece bölücülüğün değil, gericiliğin de arkasındadır ve Rusya’nın Türkiye’ye bu yönden de hiçbir zararı olmamıştır. AKP’nin sıcak para ve kısıtlı politik destek için Biden ve ABD güçleri ile yaptığı bu onursuz uzlaşı Türkiye’nin, KKTC’nin kaderini olumsuz etkilemiştir çünkü direnç sağlanabilseydi Rusya’nın KKTC’yi tanımasının önü açılabilir, Doğu Akdeniz’de Türkiye daha meşru bir konumda yer alabilirdi.

En nihayetinde AKP gerici, burjuva-feodal temelden beslenen, çok yönlü, tekinsiz, milli sınıflar ile bağı olmayan, güvenilmez bir siyasi partidir. Ona güvenen herkesi yarı yolda bırakmaya ya da zorun için atmaya doğal bir eğilimi vardır. 20 yıllık pratiği olsun, 60 yıllık gerici kökleri olsun bu siyasetin halka, insanlığa, ülkeye verebileceği hiçbir şey yoktur. Tekrar fırsatını bulsa mutlaka 2000’li yılların pratiğini icra etmekten de kaçınmaz. O serbest piyasacı, ABD-AB yanlısı, batılı güçlerin kurdurduğu bir proje partisidir ve proletaryanın yerine konarak devrimci sınıf siyaseti ya da devrimci politika ona dayanarak yapılmaz. Vatan Partisi, Doğu Perinçek ve TGB istediği kadar sağcılaşsın, sağcı rolü yapsın bu değişmez. Milli Demokratik Devrim programı AKP’ye değil proleterlere dayanarak icra edilir.

Bağımsızlık, devrim, sosyalizm, üretim sadece öncü partinin kendine dayanmasıyla mümkündür. Ortaya çıkan bu tablo sadece bunu doğrulamıştır ve eskilerin deyişiyle her şerde bir hayır vardır. İlim Yayma Cemiyetine oraya buraya gitmeyle değil üreticilere, işçilere gitmeyle devrimci politikanın omurgası oturur. Türkiye’nin önündeki problemler çözülecek ve ancak o zaman gerek bölgeye, gerekse de dünyaya barışın umudu yükselecek. AKP gibi gerici, kaypak, kendi anlık ve finansal çıkarlarını düşünen burjuva kliklerinde bu istikrar ve irade tarihte asla bulunmadı ve bulunmayacak.

Türkiye’nin bağımsızlığına giden yol yoktan var etmeyle ama bir o kadar gerçeklere; devrimci sınıfın felsefesine, tarihsel kazanımlarına dayanmayla açılır. Tarih, coğrafya, felsefe tüm aydınlanma ve akıl birikimi bunu söylüyor. Gericilerden, işbirlikçiierden, tasfiyecilerden emekçi halka ve ulusun umut dolu geleceğine karşı tek bir ilke bulabilmek asla mümkün olmamıştır. Öncünün neden inisiyatif bırakmaması gerektiğini bu kısacak zamanda yaşananlar fazlasıyla göstermiştir.

-Emre Kabartaş

29.06.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: