Ah Şu Serbest Radikaller…

“Kriz ortamında bunalan küçük-burjuva” diyor, Lenin, “kolaylıkla devrimci aşırılıklara sürüklenebilir; fakat bunlar tutarlı, örgütlü, disiplinli olmaktan çok uzaktırlar. Kapitalizmin baskısı yüzünden terörizme sürüklenen küçük-burjuva, tıpkı anarşizm gibi, tüm kapitalist ülkelerin karakteristik özelliği olan bir sosyal olgudur.Böylesi devrimciliğin istikrarsızlığı, ahlaksızlığı, hemen teslim olmaya yatkınlığı, laçkalığı; hatta bir burjuva tutkusundan diğerine çılgınca kendini kaptırması… Bu konuda söylenecekler bunlardır.”
Vladimir İlyiç Lenin
(Tüm Eserleri, c. 31, s. 33)

Ben sosyalist olmadan önce biraz da toplumun içine sokulduğu psikolojik ortam gereği devrimci radikal denen insanlardan ürperir onların bu dünyadan olmayan başka türlü bir insan oldukları fikrine kapılırdım. Gözümde büyürler ama aynı zamanda ürperti unsuru da olurlardı.

Daha sonraki yıllarda siyasal yelpazenin soluna doğru savrulmaya başladım. Okuyor, araştırıyor, her türlü sol, sosyalist yazımı inceliyor ve artık tarihin inceleme konusu olmak üzere olan meselelere kafa yoruyor ve onların güncel yansımalarını gözlemlemeye çalışıyordum. Bu en azından bir süreç olarak bende dört ya da beş sene devam etti diyebilirim.

Bu arada yalnızca okumuyor bu radikal denen inssnları tanımaya da çalışıyordum. Fakat tanıdıkça onların hiç de başka dünyadan insanlar olmadıklarını, yaklaştıkça ürpetti yaratmaktan çok yaklaştıkça tiksinti uyandıran türde insanlar olduklarına karar verdim. Neticede onlar da bizim gibi insanmışlar ve insan oldukları için de bir çok mesele hakkında aynen sokaktaki insanlar gibi tepkiler, iç hizipleşmeler, uçkur meseleleri, lümpenliğe has karşısındakini domine etmeye yönelik ucuz dayatmalar bunların içinde de varmış. Yani inanabiliyor musunuz propaganda afişlerinin, edebiyatın, sanatın motif motif işlediği insanlar da sınıflı toplumun tüm hummasını içlerinde taşıyorlarmış…

Benim için sancılı bir süreç oldu. Çünkü ben de adımı yıldızlara yazdırmak isteyen genç radikallerdendim… Ben de küçük burjuva radikal devrimciliğini proleter devrimcilik sanıyordum ki gözlemlemek, olumsuz yönlere maruz kalmak gözümün zamanla açılmasına neden oldu demem oldukça yerinde olur.

Bir çok radikal isim tanıdım, gördüm. Hepsi hala çok radikaller belki de.. Ama kimisi CHP’nin ilçe başkanlığına oynuyor, kimisi İzmir Belediyesinden ihale alır gibi proje alıyor. Kimisi TİP’e HDP kadrosu olarak girmiş. Kimisi sapık diye fişlenip feministlerce hedef yapılmış…Kimisi Troçkist olmuş. Dün devrimci ilişkileri kendi istekleri ile abi kardeş ilişkisi haline getirenlerimiz bugün rüzgar farklı yerden esiyor diye birbirine söver olmuş.. Vesaire vesaire…

Bir çok “radikal” eline üniversite diplomasını alınca her şeyden uzaklaşıyor. Çünkü girdikleri yol ya dağa çıkıyor ya da kpss’ye girişten önce sicil temizlemeye, imaj ve deri değiştirmeye. Bu radikaller düzen partilerinden, Alman stk’larından mamalanmaya devam ederken yeri gelince devrimci poz kesmeyi de ihmal etmiyorlar. Ama her şeyin bir yeri zamanı var değil mi?

Radikal olmak pek bir şey ifade etmiyor proleter devrimcilik söz konusuysa. Sonuçta proleter devrimciliğin özünde bireysel insiyatiften milyon kat daha önemli olan bir şey varsa sınıfsal insiyatif oluyor. Bireysel olarak radikal olmak değil, sınıf mücadelesinin içinde sağlam bir halka olabilmek önem arz ediyor. Yani o, bu, şu yayın evinin, düzene dair akademisyenliğin, memurluğun kılıfına uydurulan liberal, küçük burjuvaziye has ikircikli tutumdansa; iki tas çorba için ileriye yönelik her şeyin ucuz bir satışını yapmaktansa hiçbir şeyin pazarlığını yapmaksızın sağlam bir istikametten yavaş ama kararlı bir şekilde ilerlemek en doğrusudur.

Radikal ölmek zorunda olan insandır. Ölemezse tam tersine değişir. Çürür.. Radikalliğin sürekliliği doğası gereği yoktur. O parçalanmaya, erimeye mahkum bir tutumdur.

İki üç kitap okuyup gaza gelen, her şeyi kendisinden başlatıp tüm geçmiş gelenekleri de inkar eden, hatta kafası Kurtuluş Savaşının bir zafer olup olmadığı gibi meselelerde bile karışmış, görene, tanıyana tuhaf ve tiksinç bir ruh hali kazandıran “serbest radikaller” var.

Bilirsiniz herhalde serbest radikaller genelde yanlış beslenmeye dayalı olarak kanser gibi hastalıklara neden olarak yıkım yaratan, tümörleri tetikleyen elektron bakımından noksan, vücutta dolaşan zararlı atomlardır.

Fikri gıdasını almayan, yani elektronları eksik kalan, oldum diyemeyen, boşlukta savrulan, dokunduğunu yakan, bozan radikaller de böyledir. Bir kendileri, bir kendilikleri bir de yarım yamalak öğrendikleri vardır. Amaçları bir hücreyi onarmak, beslemek değil kanser etmektir. Herhalde bugün neoliberal sol dediğimiz döneklerin, Türkiye menşeli narodniklerin yarattığı en zararlı şey bu kanser gruplarıdır.

Benim gördüğüm radikallerden görürseniz siz de bir ağızlarını yoklayın. Cumhuriyet, devrim, parti, işçi, köylü, devrimci gazete, kurtuluş gibi meselelerden bahsedin onlara. Ya size ve yapmak istediklerinize sırt çevirip ölü taklidi yapacaklardır ya da olmazlarını sayıp düzenle bütünleşirken öfkeli muhalif pozunu keseceklerdir ya da devrimciliği kendi dar kafalılıklarından başlatıp halktan, tarih ve maddeden kopartıp öfkeli gevezelikler yapacaklardır.

Emre Kabartaş

09.09.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: