İşçiler Her Eylemde Neden Türk Bayrağını Dalgalandırıyor?

Ülkemizde son 10 yılda her milli sembolden ürken, bunların sahiplenilmssini sakıncalı bulan sözde bir sol anlayış türedi. Özellikle de Türk ulusu ve vatanseverlik gibi meseleleri şovenizm, milliyetçilik gibi söylevlerle geçiştiren sekter yahut liberal anlayış işçi sınıfından kopukluğuyla bir bütün dört duvar arasında yaşıyor yahut artık buraladla bağlarını bitirmiş bir biçimde yurt dışında bulunuyor. Ya da uzaktan ya da yakından etnik milliyetçilik hesabına çalışıyor.

TKP’nin geçtiğimiz günlerde düzenlediği konserde coşkulu kalabalıkların Türk ulusal bayrağını da parti bayrakları ile birlikte sallaması bir kesim solcuda peşin hükümle konuşmaya ve TKP’yi yerli sermayenin partisi olarak suçlamaya varıncaya kadar devam etti.

Türk Bayrağının tarihine kör olan bu açıklamaları yapanlar böyle yaptıklarında bir iş başardıklarını, had bildirdiklerini de sanıp kasılabiliyorlar. Türk bayrağının Türk devriminin ve bağımsızlığının bayrağı olduğunu ıskalıyorlar.

Örneğin Küba’nın bayrağı 1898 ve 1902 bağımsızlık savaşının bayrağıdır ve bugün hala Marksist Leninistlerce Küba halkının bağımsızlığını temsil ettiği için kullanılmaktadır. Batista rejimi bu bayrağın önemini silememiştir. Bu bayrak Batistaların bayrağı değil emekçi halkın bayrağıdır.

Bir diğer argüman Türk bayrağının Diyarbakır hapishanesinde 12 Eylül cuntacıları tarafından kullanılması… Yani Kenan Evren yönetimi hapishanenin her yerini bayraklarla donatarak mahkumlara işkence yapması… Bu çok bariz bir şekilde psikolojik savaş taktiğidir. Aynısını Hrant Dink cinayetinde gladyocu, fetöcü Polisler de Hrant Dink’i katleden Ogün Samast’la çekildikleri fotoğraflarda uygulamışlar ve Türk bayrağını o dönemki Avrupa Birliğine giriş ortamında hedef haline getirmişlerdi. Hedef Hrant Dink’imiz ile birlikte bütün Türk Milletiydi. Çünkü alenen bu kişiler Türk bayrağını itibarsızlaştırmaya çalıştılar.

Ama Deniz Gezmiş de Türk bayrağını kullandı. Onu en önde taşıdı ve devrimin dinamiğinde gerçek bağımsızlık anlamına kavuşturdu. Mustafa Kemal’in gençliği hiç kuşkusuz Türkiye’nin aydınlanma birikiminin doruk noktası olan 68’lilerdi. Omlar bu bayrağın birleştiriciliği ve getirdiği çağdaş değerlere tutunarak devrimci davaya atıldılar.

68 bir kitle hareketiydi. Herkesi kucakladı ve yolda öğretti. Bağımsızlığı savunan sosyalistler Kurtuluş Savaşından ilham aldılar. Milli Demokratik Devrimi gerçekleştiemek için ileri atıldılar. Büyük işçi direnişlerinin içinde piştiler.

Türk ulusal bayrağını işçiler neredeyse her eylem, her kitlesel grev ve protestoda kullanıyorlar. Birileri onlara bunu yapacaksınız bile demiyor. Bayrağı gururla taşıyorlar çünkü proletaryanın sınıf içgüdüsü, onu saran yaşam ona zaten ülkedeki en milli sınıf olduğunu kavratıyor.

İşçilere bayrak kullanalım demek değil kullanmayalım demek ve bunda diretmek işçi dayağını yemek için bir neden. Eylem halindaki işçi sınıfı bir çok Marksologtan daya iyi biliyor.

Yoldaş Stalin Son Söylev[1] adlı söylevinde aynen şunları söylüyor:

Eskiden burjuvazi ulusun başı sayılırdıulusun haklarını ve bağımsızlığını savunurdu, bunları “her şeyin üstünde” sayardıBugün artık “ulusal ilke”den iz kalmamıştır. Bugün burjuvazi, ulusun haklarını ve bağımsızlığını dolarla trampa etmektedir. Ulusal bağımsızlık  ve ulusal egemenlik bayrağı geminin bordasından denize atılmıştır. Eğer siz, komünist ve demokratik partiler temsilcileri, yurtsever olmak istiyorsanız, ulusun yönetici gücü olmak istiyorsanız, bu bayrağı başınızın üstünde yükseltmek ve onu ilerilere taşımak hiç kuşku yok ki size düşer. O bayrağı sizden başkası yükseltemez.

Bugün burjuvazi dünya pazarına açılmak, Türkiye’nin ulusal kimliğini liberal kozmopolotanizme harç etmek için her şeyi yapıyor. Yapması kendi sınıf çıkarınadır.

Ama proletarya o tüm yerliliği ile burada. Her şeyin sahibi ve emperyalizme karşı kurtuluş mücadelesinin kilit sınıfı patronlara, haksızlıklara karşı her eyleminde bayeağını eline alıyor. Kimi zaman halay çekiyor kimi zaman slogan atıyor.

Proletarya kendiliğinden milli bir tavır alırken proletarya öncüsünün bu milli tavra kapris yapma ya da liberal söylevle fikir birliği halinde bu ulusal bağımsızlık ruhundan beslenen hak arayışlarına, yurtseverlik coşkusuna tavırlar almaya hakkı yok. Bunu yapanlar da emekçi sınıfların öncüsü değil eleştirmeni olabilirler.

Türk bayrağı güncel Rus, Alman, Hollanda, Abd hayrağı gibi ticaret burjuvazisinin değil Hürriyet Devriminin, Cumhuriyet Devriminin bayrağı. Aynen Küba, KDHC, Vietnam bayrağı kadar anlamlı bir bayrak. İşçiler bunun için bu bayrakla direniyorlar.

Türk bayrağında bir tarih yatıyor. O sıradan bir çizim değil. Onun hedef olması, emperyalizmin maşaları tarafından hedef yapılması, kötülüklerle andırılmaya çalışılması ABD Emperyalizminin ve müttefiklerinin işi.

Bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm diyorsak bugün işçi sınıfının elinde bayrağıyla yaptığı eylemlere kulak vermeli ve yanında durmalıyız. Üreticilerin, emekçilerin Türkiyesi o nasırlı üretken ellerde dalgalanan Türk Bayrağı ile kurulur. Türk Devrimini tamamlamak içinse bayrak dahil her mirasın emekçinin olduğunu iyi kavramak gerekir. Bu memleket bizim demeden öncü olunamaz.

KAYNAKÇA:

[1] – https://proletergundem.com/2022/06/09/son-soylev-josef-stalin-14-ekim-1952/?amp=1

-Emre Kabartaş

13.09.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: