AKP ve CHP’nin Kimlik Didişmesi: Girdap

Dün izlediğimiz LGBT karşıtları protestosu ülke gündeminin özellikle de sosyal medyanın çok dikkatini çekti ve “yoksa şeriat mı geliyor?!” denerek ani bir tepkiyle hemen LGBT aktivizmine dair söylevler sırf AKP’liler bununla öne çıktı diye savunulmaya başlandı.

Krize giren, halka hiçbir zenginlik ve refah sunamayan, sadece kendileri için müreffeh bir yaşamı sürdüren sınıflar bu işten bir çıkış aradılar ve toplumu en germeyecek, en suni kriz olarak bu LGBT meselesini tertiplemeyi uygun gördüler muhtemelen.

Öyle de oldu. İstanbul’daki LGBTİ karşıtı etkinliği Vatan Partisi, Ülkü Ocakları, İHH, Tügva, Osmanlı Ocakları, Alperen Ocakları, İsmail Ağa ve Hakyol gibi kuruluşların desteklediği öğrenildi.

Öte yandan CHP, HDP gibi partilerin de bu olaydan çok önceki dönemde “Lgbt-i çocuklar” gibi absürt meseleler üzerinden propaganda yaptıkları biliniyordu. Özellikle HDP kanalından enjekte edilen, kökleri ÖDP’ye dayanan kimlik politikaları, bohem yaşam tarzlarının ön plana çıkartılışı, bunların sol boyayla servis edilmesi Avrupa Birliği’nin şuan içerisinde bulunduğu ideolojik kıskacın Türkiye’deki yansımasından daha fazlası değil.

Yani kazan biraz kaynatıldı, hiçbir toplumsal meselede özgün ve derinlikli fikirler yaratamayan, aydın yetiştiremeyen, toplumun gerçek sorunlarına çözümler üretemeyen kapitalist sınıfın tüm uzantıları karşılıklı bir pehlivan güreşi yapıp kendi kitlelerini süreçle moralize etmiş oldular.

Türkiye’de 2013’lerden bu yana AKP tarafından izin verilen LGBT yürüyüşlerine bugün AKP taraftarı olan bir siyasi kanadın karşı çıkması bile bu meselenin ne kadar kof olduğunu gözler önüne seriyor.

İktidar ile kurduğu dengenin bozulmaması için tek bir yanlış hareket dahi yapmamaya özen gösteren burjuva muhalefet de kimlik politikalarından, pasif agresif eylemlerden, söylevlerden başka bir mesele üzerinden kitlelere seslenemiyor.

Burjuva Muhalefetin geçtiğimiz günlerde yaptığı Said Nursi çıkışı, Deva’nın Dersim çıkışı ve Akşener’in Vahdettin hakkındaki sözleri ayrıca dikkat çekici ve karşıtmış gibi göründükleri tarikat ve gericilik ile gizliden gizliye uzlaşılarının ya da uzlaşma arayışlarının açık bir delili değil de ne?

Tüm toplumu gerek cinsel kimlik, gerek mezhepsel kimlik üzerinden atomize etmek, gerekse de bilişsel yani ideolojik olarak geriletmek için elinden geleni yapan burjuva iktidar ve muhalefetin aslında tekil bir hegemonya ile kitleleri güttüğünü ya da gütmeye çalıştığını söylemek hiç de yanlış olmayacaktır.

Sonuçta…

Aydınlanma insanı kimlik karmaşası yaşayan insan değildir. Kimlik davası güden insan hiç değildir. O, eski dünyanın tüm kalıplarını bilim ve felsefe ile aşmış, maddi dünyayı net bir şekilde gören insandır.

Tam da bu yüzden kimlikçilik her fırsatta gericiliğe bir yeniden üretim alanı açar.

Bugün CHP ve HDP’nin başını çektiği sol liberal bataklık karşıtı olarak tetikte bekleyen gericiliğe öfkeli bir cüret kazandırıyor. Onları mobilize etmeye yarıyor. Etkileyen ve etkilenen ne? Atatürk’ün eğitim sistemiyle, bilimsel ve özgür düşünmeyle yarattığı laik, emeğiyle var olan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları.

Bugün her iki burjuva kamp da bu emekçi yığınların beynini hedef alıyor ve ideolojik bombardımanı sürdürerek dünyayı iki renkten ibaretmiş gibi gösteriyor. Emekçileri bölen, yozlaştıran, birbirine yabancılaştıran liberal atomizasyon bir çok dinamiğe dayanıyor ama son kertede bunun da her iki burjuva kanat için işçileri toplumsal olarak birbiri ile uzlaşamayacak hale getirme çabasından kopuk olduğunu söyleyemeyiz.

Bugün kendine kimliklerden kimlik beğenmek insanların hoşuna gidiyor ama bunun da yeni bir din, bireyler dini olduğunu, burjuvazinin uluslararası alanda tüm işçilere öğrettiği bir kölelik tarzı olduğunu herkes kaçırıyor.

Proletaryanın ne dinselliğin ne de kimlik politikalarının atomizasyonuna, hedonizme, kendisini dımdızlak bırakmak için uğraşan burjuva hümanizmine dayalı düşüncelere ihtiyacı yok. Aydınlanma bayrağı bugün proletaryanın öncülerinin elinde. Kitleleri bugün bu girdaptan çekip çıkartmak gerekiyor.

Burjuvazinin yoksulluğun üzerine örttüğü çarşafın, flamanın renginin derin bir önemi yok. Önemli olan üzerini örtebiliyor ve kitleleri kendisinden kaynaklanan sorunlarda aldatabiliyor, kitleleri bundan uzaklaştırabiliyor olması. İşte meselenin kabataslak özü budur. Bu öz buradaysa çözüm da burada. İyi bir kaptan girdaba girmemeyi tercih eder. Geminin yelkeni, gövdesi liberalizmle çatırdarsa oradan kurtuluş, geri dönüş yoktur. Girdaba girmemek için onun akıntısına karşı durmak gerekir. Bugün yapılması gereken bu gibi tartışmaların öznesi kesinlikle olmamaktır.

-Emre Kabartaş

19.09.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: