Avrupa Yeni Devrimlere Gebe Olabilir mi?

Özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan Avrupa bugün 70’li yaşlarına gelmiş durumda. İkinci dünya savaşının kederli yıllarından sonra oluşan siyasi ve toplumsal boşluklar Avrupa’da liberalizm ve sosyal demokrasi yoluyla, SSCB sosyalizmine karşı bir set oluşturabilmiş, kapitalist sistem SSCB’deki sosyalizmi kendi işbirlikçilerinin de yardımıyla çözerek Avrasya’da hatrısayılır tek ittifak haline gelmiş yani Avrasya bölgesinin ekonomik olarak en zengin bölgesi haline gelebilmişti.

Bir yandan seyrek nüfus, bir yandan ABD yardımları, bir yandan da teknik gelişmelere zaten sahip olma ve gelişmeleri dünyanın en gelişmiş kapitalist ülkeleri ile sürdürebilme, Afrika, Latin Amerika, Güney Asya gibi bölgelerde sömürge dönemlerinden kalma ticari bağların Avrupa’yı zengin halde tutabilmesi nedeniyle bu kıtada adeta bir “altın çağ” dönemi yaşanmıştı.

Özellikle de Destalinizasyon sonrası SSCB’de “Barış İçinde Bir Arada Yaşama Teorisi“nin savunucuları Avrupa’daki kapitalist gelişmeye ve Fransa gibi İngiltere gibi ülkelerde komünist partilerdeki yozlaşmaya zemin hazırlamaları, kendilerinin de Rusya işçi ve köylülerinin üzerindeki sömürücüler olma hevesiyle hareket eden revizyonistler olmaları nedeniyle bugünkü emperyalist-kapitalist sisteme kademeli olarak bir çok alanda tavizler verilmiş, onun gelişiminin önü açılmıştır. Bu nedenle Gorbaçov gibi revizyonist hainlerin de o dönemin Amerikan başkanları, Avrupalı kapitalistleri ile samimi pozlar vermeleri tesadüf ya da birden bire olmuş bir şey değildir.

Anlaşılacağı üzere İkinci Dünya Savaşının bitişinden bu yana Avrupa sürekli gelişme halindedir. Çünkü esasen ikinci dünya savaşından sonraki süreçte emperyalistler arası çelişmeler güç kaybı ve Amerikan dominasyonu nedeniyle durulma dönemine girmiştir. (Bitme değil)

Ancak bu gelişme bugün durma noktasında. Yani emperyalistler ya da emperyalistlerin bölgesel güçlerle çelişmeleri, kendi aralarındaki çelişmeler alevlenme boyutuna yeniden gelmiş durumdadır. Bugün Avrupa’nın en büyük ekonomileri küçülme alarmları veriyor. Durum bugün için “idare eder” durumda olsa bile erime herkesin gözü önünde gerçekleşiyor.

Ukrayna-Rusya savaşından sonra çok hızlı bir şekilde Rusya’yı düşman ilan eden, Avrupa sanayisinin özellikle de Almanya’nın önemli bir bileşeni olan doğalgaza ulaşımın zorlaşması ve hatta imkansız hale gelmesi toplumun gelecekte bir kaynama sürecine girmeye başlama ihtimalini de beraberinde getiriyor.

Avrupa’nın en zengin ülkelerinde değil sanayiyi kurtarmak, kışın nasıl ısınılacağının plan, programını yapan hükümetler dahi söz konusu değil.

Dünyada bir çok madenin, gübrenin üreticisi, çıkartıcısı Rusya Federasyonu. Ve Rusya bugün gerek ambargolar nedeniyle gerekse de Ukrayna savaşının getirisi olan “Düşman Devletler” kavramı nedeniyle bu ürünlerin satışını zorlaştırıyor, piyasada pahalılığa neden olarak kendi ekonomisini de aynı zamanda büyütmeye, diri tutmaya devam ediyor. Avrupalı şefler Rusya’da ekonomik bir yıkım beklerken, ABD’nin savaş ve komplosuna ortak olurken kendi ülkelerindeki krizin büyümesine önayak olduklarını bile çok sonradan fark edecek duruma gelmiş bulunuyorlar.

Avrupa için bugün üretim krizi, gıda krizi, emlak krizi gibi meseleler gündemde. Medyamıza, dünya basınına yansıyan bir çok haberde hayatın giderek daha pahalı bir hale geldiği, savaşın bunu tetiklediği yazılıp çiziliyor.

Avrupa bugün savaştan sonraki en kötü dönemini yaşıyor. Fransa’da geçtiğimiz yıllarda yaşanan “Sarı Yelekliler Protestoları” büyük ses getirmiş, acaba Avrupa’da bir devrim olabilir mi düşüncesini sosyalizm için kalbi atan herkesin beynine nakşetmiş, kıvanç ve mutluluk bu duruma vakıf olan herkesin yüzünden okunur olmuştu. O günlerde Avrupa bir kriz içerisinde değildi, hareket yine büyüktü ama ezeni de ezileni de etkileyen bir kriz ortada yoktu. Emekçiler sınıf kinlerini döktüler, yeni bir sistem ya da politika için nedenleri kısıtlıydı. Ama bugün Amerika’yı da karşılarına alarak savaşın karşısına dikilebilecek bir Avrupalı yoksullar gerçeği oluşmakta.

Bütün veriler, savaş, dünyadaki güçlerin mevzilenişi ve başka ülkelerin kaynaklarına bağımlı olan Avrupa’nın kendi içindeki refahı sürdüremeyeceğinin alametlerini işaret ediyor. Bugün İtalya, Fransa, İspanya, Yunanistan, Portekiz gibi ülkelerde komünistler, devrimci işçiler ise giderek kendi burjuva devletleri ile daha çelişir hale geliyor. Özellikle Portekiz ve İtalya’da NATO karşıtı eylemler göze çarpıyor. Yunanistan’daki NATO karşıtlığının yanında KKE gibi örgütlerin Ukrayna konusundaki tutumları bazı çelişmeler içerse de ABD’ye temelden karşıt olduğu için bir anlam ifade ediyor.

Bugün zaten var olan tepkilerin yeni ve daha büyük toplumsal reaksiyonlarla kaynaşabileceği meselesi neredeyse beklenendir. Uzun bir süredir refah toplumunun içinde yaşayan Alman, İskandinav, İngiliz işçileri eğer bu savaş sürerse kendi hükümetlerine karşı çok daha yüksek çelişkilere sahip olacaklardır. Bu da aynı zamanda bu ülkelerde komünistlerin mevcut sosyal demokrat, sol liberal iradelerden ayrı ve çok daha keskin bir hattı, anti emperyalist hattı savunabilmelerinin ihtimalini de beraberinde getirir.

Avrupa Birliği Emperyalizminin sonunu Rusya ya da Çin değil, yine bu emperyalizmin krizlerinin içindeki çelişmeler getirir. Paris’te lüks araçları yakan sarı yelekliler komünizmin hayaletini Avrupa’da dolaştırdı. Bakalım şimdi bu hayaletin cüssesi ne kadar büyümüş… Bunu gelecekteki toplumsal patlamalar gösterecek.

-Emre Kabartaş

19.09.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: