Faşizm Neden Yükseliyor?

Eğer burada ya da orada insanlar düşman güçlerini seçecekse, bu bizim ajitatif işlerimizin kötü organize edildiği anlamına gelir ve biz de bu rezaleti tamamen hak etmiş oluruz. [1]

Evet, sözlerime Stalin yoldaşın bu önemli perspektifiyle başlamak istedim. Çünkü bu kısa söz aslında sayfa sayfa “geri dönüş” yahut “yenilgi” meselesinde söylenebilecek her şeyin özeti gibi.

Marksizm’den büyük ölçüde vazgeçmiş, onun devrimci yansıması olan Leninizm’i ise lanetlemiş Avrupa solu bugün iktidar olduğu ülkelerde ABD’nin savaşına destek olabilecek kadar küçülmüş bir kafa yapısına sahip. Ama bundan da öte böyle bir sol işçi sınıfından kopuk bir sol olarak karşımıza çıkmakta, onun kültürüne, yaşamına rağmen oluşan bir çok akımı desteklemektedir de. Açıkça klasik yaşamın karşısına veganlıkla, kuir teoriyle ve bunun liberal dayatmaları ile çıkan bir tutumu sergilemektedir. Zaten çekirdek ailelere sahip batı toplumunu üreyemez, kendi kültürünü savunamaz hale getirmekten başka bir şey olmayan, küçük çocukları, bebekleri dünyayı kirleten karbon yığınları olarak gören “yeşil kapitalizmin” sözcülüğünü yaparak böyle bir sol proleterlerin yaşam tutkusunu, arzu ve özlemlerini zaten hedefine koymuş durumdadır.

Yani böyle bir “sol” zaten Avrupa devletleri içerisinde proleterleri devrime değil reformlara ikna ederken onu aynı zamanda kapitalist efendilerin birey ve beden politikaları eşliğinde yeni dünya düzenine adapte etmek, bugünkü kültürel direnç hatlarını kırmak gibi ona rağmen gelişen bir çok hadese ne yazık ki sol entelektüeller tarafından pompalanmaktadır.

Avrupa solu nedir diye düşünecek olsak o kesinlikle NATO kurumlarında çalışmaktan erinmez, Alman, İngiliz, Amerikan devletlerinin dernekleri için çalışmalar yürütmekten kaçınmaz, onların emir komuta zinciri içerisinde akademik ve maddi prestij için bulunmaktan kaçınmaz. Yani esasen böyle bir sol emeğin, emekçilerin değil efendilerin sesidir ve böyle olduğu için kitleler ile gerçek bağlar kurmak yerine paranın, medyanın gücüyle belli yerlere kadar gelip – ki bu iktidar da olabilir – mevcut sermaye devletlerinin iç ve dış politikalarını sürdürmeye devam eder.

Proletarya, Avrupa içinde belli bir refaha emperyalist sömürü sayesinde kavuşmuş olsa ve devrim fikrinin risklerine atılamayan bir durumda olsa da devrimci bir solun olmadığı her an biraz daha politik hayal kırıklığıa uğramakta ve kendi insani doğasını hedef alan, kendi demokratik haklarını liberal demokratik bir bayağılığa hapseden bu sözde sola karşı tepkiler geliştirmektedir.

Faşistler ve Avrupa Solu hangi kulvarlarda yarışıyorlar?

Faşistler bugün Avrupa’da Rusya ile savaşa karşı çıkıyorlar ve üstelik Yeşiller gibi “yumuşak” diyebileceğimiz partiler kendi sol koalisyonları ile Rus-Ukrayna savaşında taraf olmayı seçiyorlar. AfD’nin savaş karşıtı olduğu Yeşillerin ise savaş destekçisi olduğu bir ortamda kitleler kendi çıkarlarını takip ediyorlar ve savaşın evladı olan yoksulluğu istemiyorlar.

Faşistler bugün düzensiz göçe karşı duruyorlar ve sömürgeciliğin getirisi olan göç için emperyalizmi suçlayarak kitlelerin adalet duygularına hitap ediyorlar. Bugün İtalya’da yüksek oy alması beklenen Mussolini hayranı Giorgia Meloni’nin Fransa devletini düzensiz göç için suçlaması ve yüksek onay alması unutulmuş değildir. Sonuçta kapitalist bir sistem içinde yaşarken insanlar güvenlik, iş güvencesi, kültürel homojenlik içinde yaşamak istiyorlar ve bu doğal bir istek. Ancak Avrupa solu bunu görmek istemiyor, liberaller ile işbirliği halinde kitleleri basındırmaya çalışıyorlar. Faşistler ise bağıra çığıra kitlelere bu basındırma karşısında umut olabilme yetisine kavuşabiliyorlar.

Faşistler yasalara aykırı olsa bile kendi tarihsel liderlerini biliyorlar. Giorgia Meloni’nin Mussolini hayranı olduğu ve faşist gençlik gruplarından geldiği biliniyor. Avrupa solu ise ikinci enternasyonelin tüm çürümüşlüğünü içinde taşıyor. Marx, Engels, Lenin, Stalin, Mao gibi önderleri okumak, bunların dünyaya bakış açılarını anlamak yerine devrimden bir günahmış gibi korkuyorlar. Çok doğal olarak liberalleşiyor, sermaye ile kaynaşırken onun kullandığı bir araç, sopa haline gelerek kitlelerden kopuyorlar.

Sosyal Demokrasi, Demokratik Sosyalizm gibi akımlar kapitalizm içinde reformlar vaat ederken ve emperyalizmi hedefine koymazken faşistler NATO’yu parçalayabilme, krize sokma ihtimaline sahip çıkışlara sahipler.

Özellikle Avrupa’da devrimciyim diyenler devrimci Marksizm’den uzaklaşmış durumda bulunuyorlar ve mevcut düzen içinde yaşarken ABD’ye karşı direnç hattını değil, onunla işbirliği hattını savunuyorlar. Kitleler Rusya ile karşı karşıya gelmek istemediği gibi bakımından sorumlu oldukları milyonlara mülteci ve kaçak göçmenin de yükünü omuzlamak istemiyorlar.

Üstelik bu savaş yoğun bir hayat pahalılığına neden olmuş durumda. Buna da Amerikan güdümlü sahte sol tam gaz destek veriyor.

Sol, emperyalizme karşı olduğunda bir güç ve anlam kazanıyor. Sosyal adalet savaşçılığından daha ilerisi varsa proletaryanın emperyalist güçlere karşı mobilizasyonudur. Bunu tarihte Lenin, Stalin, Mao, Enver Hoca, Dmitrov, Che, Fidel, Ho Chi Minh gibi önderler başardılar. Onlar, emperyalizme ve faşizme karşı proletaryanın devrimci çizgisinden mücadele ettiler. Avrupa ve Kuzey Amerika solu ise emperyalizmin büyük ölçüde bir parçası, faşizme karşı ise pasifist riyakarlığın, konforculuğun hattını savunarak kitleleri hızla kaybeden sermaye sözcülerinden oluşuyor.

Emre Kabartaş

21.09.2022

[1] (Stalin, 1936b; Zhukov, 2003, 293) – Stalin’e Karşı Yevzhov: SSCB’de 1937-1938 Yıllarındaki Kitlesel Baskıların Nedenleri / Grover Furr – Proleter Gündem (proletergundem.com)

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: