Komintern Üyesi Şefik Hüsnü Menşevik, İslami Komünistler Bolşevik mi?!

Bugün sosyalizm.org adlı bir sitede geçmişte İştiraki dergisi olarak yayın yapan bir internet dergisinde bir yazı okudum. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile açtığım yazı bana garip duygular hissettirdi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu Üzerine Notlar” adlı bir yazıda yazanlar bana şaşkınlık verdi.

Yazar kısaca Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu hakkında kendi kafasından geçenleri ortaya döküyor ve Türkiyeli Bolşevikler ve Menşevikler diye bir ayrım noktasını bu dökülen dağınıklığın içerisine serpiştiriyor.

Yazara göre Komintern ile ilişkili olan, Stalin, Dmitrov gibi devrimciler ile bir arada bulunmuş, ortak karar mekanizmalarında yer almış Şefik Hüsnü Değmer bile Menşevik olmaktan kaçamıyor. Yani yazara göre TKP’nin milli demokratik devrime uygun bir biçimde, tek ülkede sosyalizm teorisinin gelişim ve aşamalarına göre konumlanışı, Türkiye’deki emekçileri temsil etmesi bir tür Menşevizm oluyor.

Yazar, Bolşevikliği ve Menşevikliği tanımlarken bir tür idealizme başvuruyor. Türkiye’de Menşeviklerin ve Bolşeviklerin olduğu savını ortaya koyarken bir yandan da Kemalistlerin ve “Türkiyeli” Menşeviklerin “İslami Komünizm” fikrine set çekmeye uğraştıklarına atıf yapılarak dirsek teması kurduklarını söylüyor.

Yani materyalizm üzerine sayısız yazısı olan Lenin’in siyasi hattının “Türkiyeli” temsilcileri herhalde bu noktada “İslami Komünistler” oluyor. Kötü Türkiyeli Menşevikler de buna karşı mücadele ediyor hem de Komintern’e üyelikleri ve düzenli rapor verme halleriyle…

Şüphesiz ki Türkiye’de Menşevik de Bolşevik de olmamıştır. Çünkü Menşevik de Bolşevik de Rusya’ya özgü tanımlardır ve her durum kendi özelinde bir inceleme konusudur. Eğer bu türden bir idealizme başvuracak olsaydık Wang Ming gibiler Mao Zedung’a karşı “Bolşevik” olduklarını iddia ederek muhalefet etmekteydiler ve Mao Zedung Düşüncesinin Çin’e has bir Marksizm Leninizm pratiği olduğunu görmek istememekteydiler. Wang Ming Mao’yu Menşevik olarak tanımlamış mıdır bilinmez ancak bir sol sapmacı olarak olarak Mao’ya kendisinin büyük küfürler ettiğini bilinmekte.

Ancak karşımızda duran bu örnek ne yazık ki Wang Ming kadar bile Marksizm’i ve onun tarihsel yöntemlerini, felsefi bakışını kavramış bulunmuyor.

Olabildiğince liberal, olabildiğince gericilikle dirsek temaslı ama hiç de yansıtmak istediği şekilde Bolşevik olmayan bir bakış açısının ürünü olarak karşımıza çıkıyor.

Yazar yazısını şöyle bitirmektedir: “Türkiyeli Menşevikler, tarihsel rolleri icabı zorunlu olarak, kuruluşu hep devrim ve ilerici bir adım olarak görmek istemişlerdir. Menşevizm bugün Türkiye siyasetinde muğlak bir vaziyette yaşam sürmektedir, zira Bolşevizm hâli hazırda fikirden güce çıkamamıştır. Onlar bugün Cumhuriyetin kuruluşu konusundaki tahlillerinden ayırt edilirler.”

Kuruluşun bir devrim olduğunu ve ilerici bir adım olduğunu Türkiye’deki komünistler değil, Stalin, Mao, Ho Chi Minh gibi büyük Marksist Leninistler de görmüşlerdir. Bunu açıkça beyan eden ve Türkiye gibi ülkeleri kendi özel konumlarında inceleyen bu devrimciler Türkiye’de Menşeviklerin olduğu savını hiçbir zaman söylememişlerdir.

Bolşevik olma iddiası güden her şeyden önce burjuva devrimin tamamlanmasının proleter devrimin parçası olduğunu bilirler. Sürekli Devrim fikri ile İslami İdealizmin birleşimi ve liberal bir zorlamayı içeren bu yazı kesinlikle Lenin, Stalin, Mao öğretisinin bir parçası olamaz.

Eğer illa ki Bolşeviklik ve Menşeviklik ayrımı yapılacaksa bu, parti anlayışı, emperyalizme bakış açısı, ileri ve gerinin tanımı, hangi toplumsal gruplar ile ittifak edilebileceği gibi meselelerden ortaya çıkar. Rusya’ya özgü bu kavramları sıkça kullanmak doğru değil ve ancak Marksizm’i karikatürleştirmeye yarayan dar kafalı polemikçiliğin de bir ürünü.

Türkiye’de Kemalist devrimin insan hayatında yaptığı büyük değişimleri görmemek için ya İslamcı olmak gerekir ya da liberal. Her iki kesim bugüne kadar ittifak halinde Kemalizm’e saldırdı durdu. Ama sonuç? İşçiler bugün yüksek oranlarla okuma yazma biliyorlarsa, kadınlar özgürse, insanlar somut bilgiye rahatça erişebiliyorsa, okuma yazma oranı tüm kesimlerde yüksekse, eğitim ücretsiz ve halk içinse ve bugüne kadar bu böyle gelmişse kurtuluş savaşının parçası olan işçi ve köylülerin de devrimin bir öznesi olmasından kaynaklanır ve Kemalist devrimi dar küçük burjuva subay kadrolarına sıkışmış bir terzi aklının ürünü olduğu fikrini somutta parçalar geçer. Kemalist devrim aydınlanmanın ürünüdür, kendi kaderini elinde tutan insanı yaratmayı hedeflemiştir. Bunu ivmeye geçtiği dönemde büyük ölçüde yaratmış ve bugün içinde yaşadığımız, Batı Asya’daki en ileri ülkeyi bu devrimlerle kurmuştur.

Yazar, Kemalist devrimin Türkiyeli Bolşeviklere darbeler indirerek kendini yarattığını ve bu nedenle gerici olduğunu söylemiştir. Kimdir bu Türkiyeli Bolşevikler? Ve bu darbeler nasıl indirilmiştir? Bakü’de kurulan TKP ve Mustafa Suphi mi Türkiyeli Bolşeviktir? Evet Rusya’ya gittiğinde Bolşevik olmuştur ama Türkiye’de Türkiyeli bir Bolşeviklik söz konusu değildir. Mustafa Suphi’ye darbe vuran varsa bu TKP içindeki En Büyük rakibi olan Enver Paşa ve adamlarıdır. Onu öldürmekle övünen kişi Enver’dir. Enver’in devamcıları da Mustafa Kemal’i İzmir’de öldürmek istemişlerdir. Bakü’de savaş esirlerinden kurulan bir partinin yarısı Envercilerden oluşurken nasıl Türkiye işçi sınıfını temsil ettiği meselesi de ayrı bir tartışma konusudur. Yazarın Menşevik dediği Şefik Hüsnü, İstanbul’da Kurtuluş Savaşı yıllarında Rum ve Ermeni İşçileri İtilaf Emperyalistlerine karşı ayaklandırması gibi örnekler söz konusuyken Bolşevikliğin ve Menşevikliğin ne olduğu meselesi birbirine girmektedir.

Kemalist devrimi bu konuma ancak gericiler, toplumsal hareketler karşısında sıkışan burjuvazi düşürmek ister ki “İslami Komünistler” yani Bilimsel Sosyalizmin karşıtları da kendilerine buradan bir varlık edinmeye uğraşırlar. Sonuçta İran İslam Devrimini de ezilenlerin devrimi olarak görmeye hazır bu kafalar(yazıyla alakası olmasa bile) Kemalizm’i nefret objesi haline getirmeye her şeyden daha çok tutkuludur. Bilimsel Sosyalistler yani Marksist Leninistler feodalizme, feodalizmin etkisi altında kalan oportünistlerle, burjuvazinin etkisi altında kalan oportünistlerle sonuna kadar mücadele ederler. İslami Komünizm, Menşevizm aranıyorsa günümüz Çarlığı kadar gerici olan devletlerin, anlayışların yanına Menşevikler gibi hizalananlarda bunu bulmak gayet mümkündür.

Kemalist devrim bir karikatür değil, Sovyetlerin de doğrudan destek verdiği gerçek bir ilerlemedir. Faşizm, komünizm gibi değildir ama ilkelerinin hemen hepsi Fransız Devrimi ve Sovyet Devriminin bir sentezi gibidir. Bu ise devrimin ne ifade ettiğini ve nereye giderek tamamlanabileceğini gösterir. Bunu da ancak halk kitlelerinin hareketleri belirler. Küskün, tüm geleneklere ve tarihe sövgü gibi bakan polemikçilerin halka verebileceği umut, kendilerine verebilecekleri bir yarar yoktur. Tarihi küsüp küçük kulübelerine kapanarak homurdanarak geçirenler değil, halka dair her şeyin kendi mirasları olduğunu bilenler değiştirebilirler. Bolşevizm ve Menşevizm arasında yaratılmak istenen kafa açmalar bir noktada okuyana içgüdüsel olarak Birikim dergisini hatırlatmaktadır.

-Emre Kabartaş

24.09.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: