Frankenstein: İlerlemeye Karşı Duyulan Korkunun Beden Bulmuş Hali

Film Tasarımı öğrencisi olarak bugünlerde Dünya Sinema Tarihi ile ilgileniyor, hocalarımızın bize söylediği filmleri izliyor ve bu filmlerin yapısını, içeriğini, dönemi itibarı ile politik ve tarihsel köklerini eşeliyor ve sanatın gerçeklerle bağını yakalamaya uğraşıyoruz. Gerçekten hocalarımın derslerini kaçırmamaya çalışıyor, onların yıllara ve tecrübelerine dayanan bilgilerini dikkatle dinliyor, onların aktardıklarının üzerine bir Bilimsel Sosyalizm öğrencisi olarak da kendi yorumumu katmaya uğraşıyorum.

Yazının ortaya koyacağım bilgiler benim yorumum olmakla birlikte edinmeye devam ettiğim tecrübenin de birikimini ifade etmektedir.

Gelelim asıl meseleye: “Frankenstein”.. 1931 Yapımı film her şeyden önce kalitesiyle öne çıkıyor. Ancak dönemin arada kalmışlığını yansıtıyor. Filmi eğer izlemediyseniz izlemenizi de şiddetle tavsiye ediyorum. Bundan sonra söyleyeceğim her şey bir spoilerın konusu oluyor. Aşağıdaki linkten izlemek mümkün… James Whale’ın yönetmen koltuğunda oturduğu film sürükleyici bir yapıya sahip.

https://kultfilmler.com/frankenstein-frankestayn-izle/

Yazıya başlamadan önce Frankenstein karakterinin filmden çok daha eski bir tarihte yazıldığını söylemek gerekli olacak. Film ve roman arasında bazı değişiklikler söz konusu. Bizim konumuz filmin imgeler ve alt metinler üzerinden aktardığı fikirler üzerine olacak.

Frankenstein: Sevgisiz kalmış bir yaratık, bilimin çocuğu, burjuvazi ve mülk sahiplerinin toplumuna uyumsuz ilerlemenin kendisi…

Frankenstein, bir bilim adamı olan Henry Frankenstein’ın ürettiği, kötü bir insanın beyniyle hareket eden bir makine ya da oradan buradan toplama bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Derslerinde son derece başarılı ve de dikkat çeken bir öğrenci olan Henry Frankenstein, sıradışı bir takıntıya sahiptir. Ölü insanların bedenlerindeki parçaları birleştirip yeni bir insan yaratmayı hedefleyen Henry, bu konuda oldukça ciddidir. Bu takıntısını öğrendiği her şeyin toplamı olarak can vermek istediği bir yaratığı bir fıtına gününde bir yıldırım ila canlandırması ile başarıya ulaştırır ve Henry’nin kabusu bu durumla başlar.

Henry, canavar Frankenstein canlanmadan önce çok tutkulu, kendi dönemindekileri aşan sapkın bir bilim adamı olarak karşımıza çıkar. Ortaya çıkartacağı yeni canlı için gecesini gündüzüne katar, Lord soyundan gelen ailesini ve burjuva yaşam tarzını terk ederek kendisini izbe şatoda bilime adar. Akademiyle çoktan ters düşmüştür, kendisini klasik bilimin etiğinden kopartır. Dünyayı değiştirmekten, kainatı çözümlemekten bahseden ilerlemeci bir karakter olarak karşımıza çıkar. Mülk sahibi babası ise bunun tam tersidir. Henry, kendi sınıfıyla ters düşmüş bir adamdır, bilime adanmıştır, tanrının yeryüzündeki hakikatlerine karşı kördür, burjuva tarzda evliliği reddetmiş, soylu ismini bilim adına görmezden gelmiş, tanrı olmayı seçecek kadar tutkuya sahip olarak karşımıza çıkar. Ancak film, bu durumu kötü olarak görmüştür, göstermiştir. Çünkü her şeyi karşısına alarak tanrı olmayı seçtiği bu yol bir tür sevgisiz yaratığı ona yarattırmıştır. Henry’nin soylu kimliğiyle yapacak olduğu çocuklar, mutlu bir aile düzeni gibi mutlu bir seçeneği varken o gitmiştir nelerle uğraşmıştır.. Filmin altında yatan temel düşünce aslında bu noktada ilerlemeye karşı bir geleneksel bir duruştur da.

Frankenstein’ın bir korku filmi olduğu söyleniyor. Herhalde onun Terminatör’den pek az farkı bulunuyor. Terminatördeki Skynet kadar sistematik bir kötü olmasa da Frankenstein sevgiyi hiç deneyimlememiş, çirkin ama en önemlisi kötü bir insanın beynine sahip mucizevi bir kötü olarak karşımıza çıkıyor.

Frenkenstein ilerlemenin ve insan aklının ürünü olduğu için korkunç, kusurlu, insanı aşabilen bir tehdit olarak karşımıza çıkmaya talip olduğu için dikkat çekici bir karakter. Ama burada esas mesela belki de “insan” diye kodlanan burjuvazinin iktidarının tehdit edilmesi, devrimci düşünceler, burjuvaziyi gereksiz kılan ve yeni üretilen, onu geri bırakacak kadar aydınlanmaya bağlı olan devrimci fikirleri de temsil etmekten geri duramıyor. Belki film doğrudan bunu söylemiyor ama Frankenstein, burjuvazinin hiç sevmeyeceği değerleri, çalışmaktan eciş bücüş kalmış proleterleri, o proleterlerin sevgisizlikten, zevk alamamaktan çektikleri çilenin ve öfkenin kendisi olarak cisim buluyor kendisine. Filmin sonunda Henry’nin Baron babası keyifle şarabını hizmetçilerin kıkırtısı eşliğinde içerken “canavar” Frankenstein öfkeli kalabalığın linciyle cayır cayır yakılıyor. Düzenin bilim adamları onun daha kendisini ifade etmeden öldürülmesi gerektiğini söylüyor, hiçbir biçimde şans tanınmayan mucizevi varlık herkesin tehdit olarak algıladığı bir halk düşmanına dönüşüyor.

Filmde asıl canavar Henry mi Frankenstein’ı cayır cayır yakan kalabalıklar mı yoksa Frankenstein’ın kendisi mi bilinmiyor. Ama şu bir açıklık ki Frankenstein biz ezilenlerden başkası değil. Frankenstein’ı yaratan tutku artık burjuvalarda yok, onlar için Frankenstein belki de komünistin ya da komünizmin cisimleşmesi olarak görülebilir. Bu filmden de bu çıkartılır mı diyenler mutlaka olacaktır. Ancak, sınıflar üstü bir sanat, bir düşünce, bir felsefe söz konusu değildir ve olamaz. Frankenstein’ın neyi temsil ettiği meselesi bir çokluğu ifade etmektedir. O bugün transhümanist bakış açısını temsil etmekle birlikte 1930 yıllarda dünyayı kasıp kavuran komünizm fikrinin insanlığı getirebileceği potansiyelden, klasik burjuva yaşamını bozma, yaşamı bambaşka bir anlama kavuşturma iddiasının burjuvazide yarattığı korkudan ayrı okunamaz.

Emre Kabartaş

23.11.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: